Yokluğumda çok kitap okudun mu?

IMG_7235Okudum elbette blogum, okumaz mıyım! Ancak uzun süreli bir seyahat, başka çok daha uzun süreli bir seyahatin hazırlığı, kimi ailevi meseleler (sorun olanından değil) araya girince okuduğum kitapları yazmak ve yazmadan önceki bütün o hazırlık imkansız hale geldi. Bir süre daha eski düzenimi oturtamayacağımı fark edince de halihazırda okuduklarımdan toplu halde bahsetmek istedim. Goodreads hesabımdan takip edenler zaten az çok haberdar nemrutluğumdan.

Karanlık Barselona, Marc Pastor’un Esen Kitap’tan çıkan bol kanlı, ürkütücü kitabı. Ben 1. baskısını (Şubat 2016) okudum. Vampirler sevdiğim tek fantastik yaratık. Ejderhalar peki diyeceksiniz. Ejderha fantastik değildi ki, bence dinozorlar gibi soyu tükendi. Ne diyorduk? Vampirler… Fakat sıklıkla allanıp pullanan hallerini pek tatsız bulduğumdan, adını anmaktan imtina etmesine rağmen Karanlık Barselona’yı sevdim. Edebi bir beklenti olmadan, zaman geçirmelik ama saçmasapan diyaloglara da boğulmadan nefes almalık bir kitap okuyayım diyorsanız doğru seçenek. Sinemaya da çok güzel uyarlanır.

Kalan, Tom McCarthy’nin Jaguar’dan çıkan kitabı. Ben 1. baskısını (Aralık 2015) okudum.
“Uzlaşma. O kelime: Uzlaşma. Uz-laş-ma. Askıya alınmış, bağlanmış, her türlü tüpün ve kablonun bedenimden bir şeyler emip bir şeyler basıp durduğu, elektronik metronomların ve körüklerin şunu hızlandırıp bunu yavaşlattığı, biplerin ve hışırtıların benmişim rolü yaptığı, bu tüp ve kabloların işe yaramaz tenimden ve organlarımdan deniz suyunun bir süngerden geçmesi misali geçtiği, acınacak bir durumda hastanede sırt üstü yatıp durduğum aylarda bu söz içimde kök saldı ve büyüdü. Uzlaşma.”
Evet, Tom McCarthy’nin numarası bu sanırım. Kitap, bunun gibi çok güzel betimlemelerle dolu, bunu böyle anlatmak nereden aklına gelmiş diyip gözlerim ışıldayarak okuduğum anlarla dolu ama o anların toplamı kesinlikle bir bütün etmiyor. Nasıl olduğu belirsiz bir kazadan sağ kurtulup aldığı yüklü tazminatı acayip işlerde çarçur eden adamın macerası ne inandırıcı, ne sürükleyici ne de etkileyici. Yeniden canlandırma adını verdiği acayiplikleri tek tek değerlendirdiğimde anlatanın hakkını teslim edebilirim belki ama söz konusu 322 sayfalık bir roman olunca teslim edilecek hak filan kalmıyor elimde. Tom McCarthy’yi hiç sevmedim, yazarın Notos’tan C adlı kitabına ise bu deneyimden sonra elimi sürmeyi bile düşünmüyorum. Bir de her yerde Zadie Smith’in övgüleri yok mu! Zannedersiniz dünya çapında edebi birikimi takdir edilen, yazdıkları mükemmel kabul edilen bir yazardan bahsediyoruz. Demek ki bizdeki her şeyi övme merakı diğer ülke edebiyatları için de söz konusu. Çok fena! Bir de kitapta tatsız hatalar var. Mefhum yerine mevhum ya da yanlış kullanılmış noktalama işaretleri gibi. Gözden kaçmasa daha iyi olur bence.

Almodovar Teoremi, Antoni Casas Ros’un Sel Yayıncılık’tan çıkan kitabı. Ben 2. baskısını (Aralık 2013) okudum.
Korkunç bir şeyi güzelliğe çevirmek için ona yeterince uzun süre bakmak gerek.
Almodovar Teoremi korkunç değil, kabul ediyorum ancak güzelliğe çevirebileceğim kadar uzun vadeli malzeme de vermedi bana. Sel’den çıkan diğer kitaplarında da şansımı deneyeceğim. Belki Almodovar filmini bu derece andırmayan bir başka kitabını okursam daha sağlıklı karar verebilirim.

Çöl Savaşları, J.E. Pachecho’nun Dedalus’tan çıkan kitabı. Ben 2013 baskısını okudum. Kaçıncı baskı bilmiyorum. Mini mini ancak güzel kitap. Hikayesi de muhtemelen seyahat edeceğim rotaya dair olduğu için daha derinden yakaladı beni. Ancak…
…fakrı zaruret…
Barsak…
…hiç bir…
…direk söyleyeceğim şey… (Direk mi! Daha neler…)
…nasıl olurda…
…herşeyi…
Buraya birkaçını eklediğim yazım hataları nedeniyle sık sık cıkcıklamaktan güzelim kitabın tadına varamadım.

Ehrengard, Karen Blixen’in Dedalus’tan çıkan kitabı. Ben Ekim 2014 baskısını okudum. Başına neden “Küçük Bir Romans” ekleme gereği duyulmuş ve Harlequin serisinden fırlamış gibi bir kapakla basılmış bilmiyorum, gayet sakil duruyor. Kitap ise okuduğum zamana acıyacağım cinsten. İnanılmaz imla hataları ile dolu, özel isimler kimsenin umrunda olmamış; bazen büyük harfle, bazen küçük harfle başlatılmış. Gelen ekler bazen ayrılmış, bazen öylece bırakılmış. Hangi kelimeye denk geldiğini çok merak ettiğim bir “gıllıgışlı” aradan fırlayıp kaçmış. Ortaya bir yere “herkesden” kondurulmuş. Daha neler neler… Çok vahim bir Dedalus örneği idi Ehrengard.

Kehanet, Drago Jancar’ın Dedalus’tan çıkan kitabı. Ben Nisan 2014 baskısını okudum, kaçıncı baskı bilmiyorum, kitapta yazmıyor, yayınevinin sayfası da uzun süredir açık değil zaten, oradan da bilgi edinemedim. 4 öykülük küçücük bir kitap fakat daha başında imla hatalarından, anlatım bozukluklarından rahatsız olduğum için süründü elimde, son öyküyü okuyacak motivasyonu da yitirdim. Mesela:
..henüz temizlenmiş olan tüm tuvaletlerde olduğu gibi.
graffiti-grafiti
Genç bir acemi erin…
…fakat herhangi birinden şüpheleniliyor veya itham altındaysa…
…sütlü ürünlerinin…
…yurt sever…
Büyük harflerle yazılan ama çekim ekleri kesme işaretiyle ayrılmayan bir sürü özel isim… Yazar ve çevirmenin biyografisinin olduğu sayfadan itibaren bir dünya imla hatası… Aynı paragrafta iki tane “bir çok“, bir tane “birçok“. Bazen Türkçe karakterleri es geçip İngilizce karakterlerle yazılmış paragraflar…
Daha ne diyeyim, bilemiyorum. Redaksiyon mühim iş fakat bu, okuduğum hatalarla bezeli 3. Dedalus kitabı idi. Daha özenli baskılar yapana kadar bir daha Dedalus okumamaya karar verdim. Okuma zevki filan bırakmıyor çünkü insanda.

Hep Lunapark, Bahadır Cüneyt Yalçın’ın April Yayıncılık’tan çıkan kitabı. Ben 1. baskısını (Mayıs 2015) okudum. Afili Filintalar tayfasından okuduğum en eğlenceli ve doyurucu kitap idi. Evin oğlunun arabesk mızıldanmaları hariç kulp takacağım hiçbir şey yoktu. Tayfanın geri kalanı gibi göklere çıkarılmaması haksızlık zira yapılmaya çalışılanı içlerinde en derli toplu icra eden ve en düzgün paketle sunan BCY olmuş.

Vay…, Philippe Djian’ın Ayrıntı’dan çıkan kitabı. Ben 1. baskısını (Şubat 2015) okudum. Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar, güvenli diye bildiğimiz sokaklarımızda tecavüze uğrayan kadınlar, her gün onlarca kadının erkek eliyle şiddete maruz kalması nedeniyle Vay… gibi bir kitabı okuduğum için kendimi gayet kötü hissediyorum. Keşke Betty Blue ile hatırlamaya devam etseydim Philippe Djian’ı da, bu erkek gözüyle yazılmış saçmasapan tecavüz güzellemesini okumasaydım!

Kalbin Yardımcı Fiilleri, Peter Esterhazy’nin Everest’ten çıkan kitabı. Ben 1. baskısını (Haziran 2015) okudum. Duyduğum birkaç övgü dolu yorumdan sonra fuardan edinmiştim kitabı ancak sayıklamalar, sayıklamalar… Ailenin hangi ferdi konuşuyor, kimin eli kimin cebinde, bir yerden sonra anlamak mümkün değil. Daha fenası ölüyle diri de birbirine karışıyor. Üstelik büyülü gerçekçilik kılıfı da uymaz üstüne. Büyük harflerle yazılan bölümler daha da yorucu oluyordu kitap ilerledikçe ve ben yazar sayıklamaları okumaktan zerre kadar hoşlanmıyorum. Kitabı yarım bıraktım, hiç pişman değilim ancak bıraktıktan sonra kim ne demiş diye Google’da yaptığım kısa bir gezinti sonrası çok komik yazılar gördüm. Kitaba iyi diyecek ama iyi bir şey bulmak öyle zor ve o yüzden öyle saçma ve tutarsız şeyler yazmış ki… Kitabın kendisi kadar havadar övgü metinleri var yani internet semalarında; hani merak ederseniz, illa okuyacağım diye tutturursanız siz de benim gibi Macarca edebiyata merak salıp da, o yazılara göz atabilirsiniz. Ne demek istediklerini anlarsanız bana da yazın lütfen.

Hayvan Krallığının Kapısında, Amy Hempel’in Alakarga’dan çıkan kitabı. Ben 1. baskısını (Ocak 2016) okudum. 15 civarı öykü var kitapta ve bazıları gerçekten çok güzel. Favorim Hasat. Bazıları da inanılmaz vasat. O çok güzel öyküleri okurken mutlu oldum, o çok vasat öyküleri okurken de Amy Hempel ile ilgili duyduğum övgü dolu, müthiş yorumlar geldi aklıma. Keşke kitabın tamamı o yorumları anımsatacak hikayelerden oluşsa imiş. Yeni basılan bütün kitaplarını okurum ancak şimdilik muhteşem bir yazar olduğunu düşündürtecek heyecanı biriktiremedim içimde.

Sahilden Bostancı, Gül Ersoy’un Sel Yayıncılık’tan çıkan kitabı. Ben 1. baskısını (Temmuz 2014) okudum. “Hayata dair naif detaylar” serisi ilgimi çekmiyor. Naifi bön anlamında kullanmıyorsanız tabii! Bir meydanda eteklerini savurarak dönen kızın yaptığını yapmaya giden kadın öyküsünde pes edip yarım bıraktım kitabı.

Latest Comments
  1. Çok Okuruz Biz |
    • Selin Seçen |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑