Tiffany’de Kahvaltı / Truman Capote

Tiffanyde Kahvaltı Truman CapoteTiffany’de Kahvaltı, Truman Capote’nin Sel Yayıncılık’tan çıkmış eseri. Ben Ocak 2014 baskısını okudum. Kitabı 2014 Kasım’da Tüyap Kitap Fuarı’ndaki kocaman ve etkileyici Sel Yayıncılık standından almıştım. Adı, kendinden ünlü bir kitabın, neredeyse bir yılda 1000 adet bile satmaması ne enteresan değil mi?

Birkaç Audrey Hepburn filmi izledim son zamanlarda, birini ise yazdım. Sabrina‘yı iç sıkıntısı ile izlemiştim. The Children’s Hour‘u zamanın ötesinde ancak yavan bulmuştum. How to Steal a Million‘u ise izledim, güldüm; bitti, hiçbir iz bırakmadan. Kitaptan Audrey Hepburn’e hangi ara mı geldik? Şöyle ki… Kitabı okumaya başladım ve bir yerden sonra dahil olmakta, inandırıcı bulmakta öyle zorlandım ki, yarıda bırakıp filmi izledikten sonra devam ettim kitaba; ancak o zaman Holly Golightly karakterinin nefes alan, yemek de yiyebilen bir roman karakteri olduğunu zihnimde canlandırabildim. Yine de karakterin “darling, canım, cicim” dediği her anda, hangi evrende yaşadığını sorgularken buldum kendimi. Capote’un annesinden esinlenerek yarattığı böylesine “nonfiction” bir roman karakterinin hangi ara karikatürize, savsaklanarak çizilmiş bir ucubelikler prensesine dönüştüğüne anlam veremedim. Oldukça “çağdaş” Amerikan Edebiyatı’nın bana fena halde hafif geldiğini, çizilen karakterleri kesinlikle gerçekçi bulmadığımı; onlara yüklenen tüketim abidesi olma halini (yer yer kendini tüketmek de dahil), bencil, bir miktar deli, sapkınlıklar peşinde olmaktan başka bir amaca hizmet etmeyen garip yaşantılarını edebî herhangi bir amaçla, var oluşla birleştiremediğimi fark ettim. Bir Ölüm Pornosu gerçeği var mesela. Sizce de her şeyden kopuk, biz standart ölümlülerin bildikleriyle hiçbir alakası olmayan hayatlar anlatılmıyor mu bu kitaplarda? Kendi hayatım dışındakilere körüm demek istemiyorum, anlatılan şeylerin varlığını kurgusal evrende kabul edilebilir bulmuyorum diyorum.

İlk Truman Capote deneyimim fena geçti. Fuardan Gümüş Damacana ve Soğukkanlılıkla‘yı da almıştım. Dilerim onlarda da aynı hislere, aynı sahteliğe gömülmem.

Sel Yayıncılık standına dair sevimsiz bir şey anlatasım geldi bir de. 30’dan fazla kitap aldım kendilerinden. Fuarın kapanışı esnasında aldığım kitaplardan birinin yırtık olduğunu fark ettim. Standlarındaki hanımefendiye değiştirmek istediğimi söyledim. “Zaten indirimli aldınız” diye homurdandı. O ana kadar en sevimli haliyle dolanan benim içimdeki canavarı ortaya çıkardı. Birkaç laf ettim, sağlam olanını standdan kendim aldım ve devam ettim. Fuardaki indirimleri kaşıma gözüme ya da defolu kitaplara yapmıyorsunuz, çalışanlara da bu bilgiyi vermelisiniz bence.

Comments
  1. a. |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑