The Words

The Words, 2012 yapımı.

Silver Linings Playbook‘un ilgi çekici fragmanını izledikten hemen sonra bir Bradley Cooper filminde karar kılmam enteresan olmuş. Fırsat bu fırsat kendisini fazlaca hormonlu ve yapay bulduğumu, o boncuk mavisi gözlerini kırpıştırarak oynamaya çalıştığı her rolün inanılmaz itici ve gerçeklikten uzak geldiğini söylemeliyim. Sonra da gidip filmi ibikleyeyim!

3 yazarımız var; Clay Hammond, Rory Jansen ve yaşlı adam. İlki gerçek, diğer ikisi “fiction”. Yani güya! Clay’in romanına göre kitapsız(!) yazar Rory bir antikacıda bulunup da karısı tarafından kendisine hediye edilen eski çantada, vaktiyle yaşlı bir adamın yazıp da kaybettiği romanını bulur. Roman öyle vurucudur ki, onu çalıp da kendisininmiş gibi göstermekte hiçbir sıkıntı yaşamaz. Kitabın getirdiği üne de sakin bir biçimde kapılıp gider. Buruşturulmuş kağıt kıvamındaki Jeremy Irons gelip de kitabın kendi hayatı olduğunu ona söyleyene kadar. Sonra Rory, karısı Dora’yı da kaybetme pahasına o güne kadar ufacık bir kanıtını bile görmediğimiz bir vicdan muhasebesine başlar. Yayıncısına söyler çalıntı olduğunu. Karısına söyler. Karısı, bilmem niye, pek fena içerler bu duruma. Jeremy Irons da “öğreten adam” rolündedir o sırada. Ve benim de içim şişmektedir onun her sahnesinde. Peki biz bütün bunları nasıl mı biliriz?

Meğer bu bir kitapmış, adı The Words, yazarı da Clay Hammond imiş. Bir sürü yetişkinin bir kere bile esnemeden oturduğu bir salonda, Clay’in kendi kitabından birkaç parça okumasıyla vasıl oluruz hikayenin gidişatına. Kare surat Olivia Wilde da iş başındadır o esnada, masa süsü kıvamında. Nasıl bir vazife edindiyse kendine Clay’i sorgulamaktadır canhıraş, Clay de orta yaş bunalımından muzdarip pek çok Türk yazar gibi “oh çok şükür, yazdığım kitaplarla çıtır hatun düşürdüm, biraz entelektüel takılayım, şarap açayım” frekansından yayın yapmakta ve kitabının devamını kare suratla paylaşmaktadır. Sonra mı? Film biter. Shakespeare de gelir bir ara, selam çakar, unutmadan söyleyeyim!

Hikaye içinde hikaye, kitap içinde kitap fikri pek güzel de sunum ne kadar güdük ve manasız öyle. Clay ve kare suratın bir arada bulunduğu sahnelerin işlevsizliği, Jeremy Irons’ın içimi bunalttığı sahnelerin didaktikliği ya da onun gençliğini canlandıran oyuncunun tıpkı Bradley Cooper gibi gözlerini kırpıştırarak oyunculuğunu pekiştirmesi… Oyh… Imdb, romance ve drama etiketleri koymuş filme. İkisi bir arada, bu filmde çok geldi bana. Senaryoda aksayan, kılçıklı yerlerin zihnime battığı yetmezmiş gibi.

6/10.

Etiketler:,

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑