Swastika Geceleri / Katharine Burdekin

swastika geceleri katharine burdekin instagramSwastika Geceleri, Katharine Burdekin’in Encore’den çıkan kitabı. Ben 2. baskısını (Ağustos, 2014) okudum. Çeviri Mehtap Gün Ayral’a ait.

Feminist distopya serisine, uzun zamandır okumak için beklettiğim fakat sonunda aradığımı bulamadığım Damızlık Kızın Öyküsü ile başlamıştım. Margaret Atwood’un yarattığı dünyayı yeterince gerçekçi bulmamış, durumu olanca açıklığı ile tanımlamak yerine melankolik kadın hallerini anlatmayı tercih ettiği için hikayesinden uzaklaşmıştım. Acaba swastikayı kapağına taşıyan bu enteresan kitapta aradığımı bulmuş muyum?..

Hitler’in hikayesi bildiğimiz versiyonu ile sonlanmamış, onun kurduğu rivayet edilen dünya düzeni devam etmiş, hatta daha da acımasız hale gelmiş ve bütün faşist söylemler gibi eril gücün elinde güçlendiğinden kadınlar için kabus gibi bir dünyada yerini sağlamlaştırmıştır. İki uçlu politik bir düzen sisteme egemen olmuş; bir tarafta Almanya’nın yönettiği Avrupa, diğer tarafta Japonya’nın yönettiği Amerika, Avustralya ve Rusya var. Yahudiler artık yok, Hristiyanlık bir ırk zannediliyor, Almanya yönetimindeki Avrupa’da Nazi ve Nazi olmayanlar şeklinde iki ayrı grup var. Naziler de sıradan vatandaşlar ve şövalyeler olarak ikiye ayrılmış. Sıradan Naziler bile “pis İngilizler”den kıymetli, yüce Hitler’in soyundan geldikleri için kendilerini diğer bütün ırklardan üstün görüyorlar. “Kadınların indirgenmesi” adı verilen bir süreç yaşanmış. Hayvandan farksız konumlandırıldıkları bir dünyada kitabın kahramanlarından birinin kadın olmasını beklemiyorsunuz değil mi? İşte Swastika Geceleri’nin Damızlık Kızın Öyküsü’nden ayrıldığı ve sırf bu nedenle bile daha doyurucu olduğu nokta burası. Damızlık olarak kullanılan, hiçbir hakkı olmayan, hatta sahipsiz köpekler gibi kafes benzeri yerlerde muhafaza edilen, doğurdukları erkek çocukları 18 ay sonra ellerinden alınan, saçlarını bile uzatmaya izin vermedikleri kadınları sevmenin neye benzediğini unutmuş erkekler dünyasında bir kadının sesinin bile neye benzediği unutulmalıdır. Değil melankolisine şahit olmak!

Swastika Geceleri’nin asıl derdi “Kadının İndirgenmesi”.

…Yaşlı Marta, Alfred’in az önce bitirdiği yemeği yiyebilseydi, kendini erkekler cennetinde sanırdı. Ama Alfred kadınların olağan, günlük dertlerine hiç kafa yormamıştı. Cefa çektiklerinden bile haberi yoktu. Kadınların erkeklerden daha az yemek yemeleri doğal ve doğru bir şeydi; çocuk doğuramayacaklarsa, hayatta kalmalarına yetecek olandan daha fazla yemek vermenin ne anlamı vardı?

“Evet, Alfred. Ama bir faydası yok, biliyorsun. Sadece üzgün, bomboş ve mutsuz olmana sebep olur. Belki de aile lanetimin yükünün dörtte biri, kadınların eskiden nasıl olduğunu bilmekten kaynaklanıyor. Dünyanın hiçbir yerinde bugünkü gibi değillermiş. …”
“Peki neden kendilerini bu kadar alçalttılar?” dedi Alfred.
“Kadının İndirgenmesi’ni kabul ettiler. Alman erkekleri tarafından düşünülerek planlanmış, kasıtlı bir şeydi bu. Kadınlar daima erkeklerin istedikleri gibi olacaklardı: iradesi olmayan, karakteri ve ruhu olmayan, sadece erkeklerin yansıması olan canlılar. Bu yüzden, oldukları ya da olabilecekleri şey onların suçu ya da erdemi değildi. Erkekler onların güzel olmalarını isterlerse güzel olacaklardı. Erkekler onların irade ve karakter sahibi gibi görünmelerini isterlerse, böyle bir görünüm sergileyeceklerdi ama bu sadece rol icabı olacaktı. ….. Ama erkeklerin yapamadıkları, asla başaramadıkları şey ise, bu körü körüne itaate son vermek ve kadınların erkekleri yadsıyarak itaatsizlik etmelerine sebep olmaktı. Bu insan ırkının bir trajedisidir.”

“….Almanlar kadınları, kendi iradeleriyle var olamayacak hale getirdiler ve insan ırkının yeryüzünden silinmesine sebep oldular. Erkekler intihar ediyor ama cesaretsizlikleri tamamen bilinçsiz olan kadınlar da hiç doğmuyorlar.”

Kadının İndirgenmesi, yeni dünya düzeninde Alman erkeklerinin fitilini ateşledikleri ama asıl bombayı bizzat kadınların patlattığı bir maden kazası. Göçükte yüzyıllarca kalanlar kadınlar olmuş elbet ama bu süreci gönüllü olarak kabul edip benliklerinden vazgeçen kadınlar nedeniyle dünyanın dengesi bozulduğundan, zehirli dumanı farkında olmadan erkekler de solumaya başlamış. Aşkın olmadığı, aile kavramının yok olduğu, bilindik pek çok bağın anlamını yitirdiği, insanların birbirine sadece yaşama hakkı nedeniyle bile artık saygı duymadığı dünyada, kendi yok oluşunu hazırlayan kadınlar artık sokak hayvanından bile kıymetsizler. Erkeklere şirin görünmek, kendilerince hayatı kolaylaştırmak gibi insan onuruyla bağdaşmayan seçimleri nedeniyle toplumun en alt katmanına itilmişler.

“…. Kültürü kökünden kesip sonra da çiçek açmasını bekleyemezsin.” 

Değersizleştirme, itibarsızlaştırma bir süreçtir. Hiçbir şey bir anda olmaz; razı olduklarınız, ses çıkarmadıklarınız, isyan etmedikleriniz gün gelir sizin ilmeğiniz olur; hangi ara boynunuza geçtiğini anlayamazsınız. En küçüklerine ses çıkarmazsanız, büyüdüklerinde ses çıkaracak gücünüzün kalmama riski var. Distopyalar, kurulu düzenin olabilecek en uç noktalarını anlatıyor ama yanıbaşımızda bu riskleri sürekli görüyor olmamız hissizleşmemize neden olmamalı.

“….tıpkı bir gerçeğe kimsenin inanmamasının, onun gerçekliğini değiştirmeyeceği gibi.”

Swastika Geceleri, biraz daha hacimli olsa beni daha da mutlu edecek güzel bir başlangıçtı. Okuduğum için mutluyum. Türkçeye kazandırdığın için teşekkürler Encore! Sırada Joanna Russ’ten Dişi Adam var.

*Virginia Woolf ne demiş?
Women have served all these centuries as looking glasses possessing the magic and delicious power of reflecting the figure of man at twice its natural size.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑