Şeytan’ın Günlüğü / Leonid Andreyev

seytanin gunlugu leonid andreyevŞeytan’ın Günlüğü, Leonid Andreyev’in Alakarga’dan çıkan kitabı. Ben Ocak 2015’te çıkan ilk baskıyı okudum. Daha önce de Andreyev’in Yar Yayınları’ndan çıkmış Yedi Asılmışların Hikayesi‘ni okumuştum.

Amerikalı milyarder Wandergood’u öldürüp onun suretinde yeryüzünde dolaşmaya başlayan şeytanın (pardon Şeytan’ın) bindiği tren kaza yapınca, yoldaşı ve bir zebani olan Toppi ile İtalya kırsalında Thomas Magnus ve onun doğaüstü(!) kızı Maria ile karşılaşması, Magnus’un Şeytan’ı manipule etmesi ve Andreyev’in sayfalar boyunca sunduğu bütün kavramların içini boşalttığı, edebî taşlarla dokunmuş, uzun, engebeli ancak kaostan beslenmeyen bir yol vaat ediyor Şeytan’ın Günlüğü. Nereye? Bittabi cehenneme!

Leonid Andreyev hakkında Türkçe kaynak bulmak çok mümkün değil, bir önceki kitabını okurken hayatının daha fazla detayına vakıf olmaya çalışmış ancak başarılı olamamıştım. Hatta o kitaptaki kimi detayları Türkçe ve İngilizce olarak arayıp doğrulama çabam da sonuçsuz kalmış, bir avuç Rusçam ile sonuca ulaşabilmiştim ancak. Bu nedenle kitabı Rusçadan(öyle olduğunu umuyorum, zira bu detay belirtilmemiş) çeviren Barış Zeren’in önsözü çok daha kıymetli hale geliyor. Andreyev’in kısacık ömrünü; Gorki ile arkadaşlığını, atışmasını, nihayetinde yollarının ayrılmasını; Tolstoy’un eşini bile rahatsız etmesini detaylarıyla okumak kitaptan alacağınız tadı arttırıyor. Hiçbir zaman önsözleri esgeçmedim, kitapta yazan her satırı, hangi matbaada basıldığını bile okuyan biri olarak böyle önsözleri daha çok görmek istediğimi fark ettim. Özellikle de Türkçeye yeni yeni tanıtılan bir yazarsa bahsi geçen… Ayrıca yazarın bakış açısını kısaca özetlemek konusunda da çok başarılı buldum aynı girişi. Yedi Asılmışların Hikayesi’ni okurken de geleneksel Rus Edebiyatı’ndan farklı bir şeye bulaştığımı, Mihail Bulgakov’un esinlendiği dünyayı yaratan karanlık kalemin beni çok etkileyeceğini anlamıştım. İster alegoriyi dikkate alın Andreyev’in Şeytan’ını okurken ve yazarın yaşadığı dönemi, içinde bulunduğu ruh halini gözden geçirip taşları yerine oturtmaya çalışın; ister sadece Şeytan’ı okuyun, dünyaya inmiş ve kafası karışmış olsun. İki türlü de zevk alacaksınız Andreyev’in yarattığı dünyadan, siz de karanlık mevzuları karamsarlığın pençesine düşmeden hayal gücünün ayak uydurmasıyla takip edenlerdenseniz.

-Nefret mi? Orada durun bayım. Yoksa sizde en ufak bir utanma duygusu, zerre kadar sağduyu da mı yok? O aşağılamalarım! O nefretim! Onlar sizin insanları sevme pozlarınıza değil, insanlara yönelik gerçek duygularınıza, onlara karşı ölü kayıtsızlığınıza birer yanıttı. Sizin vurdumduymazlığınız karşısında bir insan olarak aşağılanmış hissettim. Zaten ömrünüz, bizi kayıtsızlığınızla aşağılamakla geçmiş. Bu sesinizde duyuluyor, gözlerinizdeki insanlıktan çıkmış bakışlarınızda okunuyordu, ama ben… Ama ben gözbebeklerinizdeki o anlaşılmaz boşluğun derinliklerine indiğimde, zerre kadar korku duymadım. Korku, bayım! Eğer geçmişinizde, üslup gereği eklediğiniz karanlık sayfalar gerçekten de yoksa durum daha da kötü: Demek o beyaz sayfalarınızı da okuyamıyorum!

Magnus’un Wandergood karşısında hissettiği çaresizliğin tırmandığı anlardan birinde, onun Şeytan olduğunu bilmeden yaptığı konuşmanın bir parçası bu. Acaba gerçek Şeytan, içi doldurulmuş insan mı? O nedenle mi Şeytan bu kadar boş ve okunamaz görünüyor Magnus’a? Andreyev’in bakış açısı muhteşem!

Çevremdeki muhabirleri ve sanatçıları kovduğum için şimdi biraz üzülüyorum: Artık bu şeffaf ve sade halimin neye benzediğini sorabileceğim kimse yok. Bana kalırsa, yüzünü pudrayla kaplamış bir zenciye benziyorum; pudra silinecek de kara derisi görünecek diye elini yüzüne götürmekten korkan bir zenciye… Ah, evet, derin hala kara!

Bir Rus’un İtalya’da geçici süreliğine saklanan Şeytan kılığındaki Amerikan vatandaşına, sonra hızını alamayıp insanlığa hakareti de çok tatlı oluyormuş:

…mermer heykellerin kalıntılarını, bir heykel ayağından kopmuş küçücük bir parçayı bile azami titizlikle saklamaları. Ilinoisli bir eşek olarak bu parçalarda neyin kıymetli olduğunu hiç anlamıyorum ama artık eminim ki, bunlarda kıymetli bir şeyler var; senin bu özenli korumacılığından epey etkileniyorum insan evladı! Aman sakla! Canlı ayakları kır, kes, hiç önemi yok, ama bu kalıntıları saklamak zorundasın. Ne güzel; dirisiyle ölüsüyle sürekli değişim halinde olan insan soyu, bir mermer ayaktan kopmuş iki bin yıllık kırıntıları saklıyor.

Şeytan’ın Günlüğü, Alakarga Yayınları’nın son zamanlarda çıkardığı en iyi kitaplardan. Dilerim daha fazla insana ulaşırlar zira Rus Edebiyatı’nı bir de böyle demlenmiş halde okumak önsözde de bahsi geçtiği üzere çok zevkli.

“Andreyev, güncelliğe yaklaştıkça edebiyattan kopulacağını söylüyor, Korolenko ve Gorki gibi gerçekçilerin “edebiyatını gerçekle besle” öğütlerine, “sizin beslemek dediğiniz onu öldürmektir” diyordu.

Kitap ve yazarla ilgili bilgiye yayınevinin sitesinden de ulaşabilirsiniz: alakarga.com.tr

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑