Seyahat Günlüğü / USA’nın yolları taştan / Bölüm 2

Yaklaşık 50 gün süren motosikletle USA maceramızın eyaletler bölümünün ikinci kısmıyla karşınızdayım. 🙂 İlk bölümde Texas, New Mexico ve Colorado’dan bahsetmiştim. Artık daha az yol, daha çok national park ve iç daraltan çöl manzaraları eşlik ediyor seyahatimize. Motosikletle seyahat ederken tropik iklim yerine çöl sıcağını tercih ederim, o ayrı. 🙂

Utah, Arizona:

Monument Valley Tribal Park

Milli parkları ziyaret etmek için rotamızı fena halde uzattığımız eyalet Utah idi. İlki milli park değil ama Navajo kabilesinin kutsal kabul ettiği, kayaların enteresan şekillerde dağlara dönüştüğü devasa bir alan olan Monument Valley Tribal Park oldu. Buraya gitmek bizi en çok zorlayan şeylerden oldu, zira yiyecek bir şey bulamadık, en yakın yerleşim merkezi hep kilometrelerce uzakta oldu. Benzinliklerde ne bulduysak onlarla idare ettik. Değer miydi? Kesinlikle evet ama böyle olacağını bilsek daha hazırlıklı çıkardık sanırım yola. Bu parka girmek için girişte para ödedik ama sonra pişman olduk zira yolda gelirken zaten görüyorduk o oluşumları ve çok daha etkileyici bir yer olan Valley of God’dan zaten geçmiştik. Yoldan gördüğümüz oluşumları yakından görmek aynı etkiyi yaratmıyor, bir de üstüne para veriyoruz. Biz ettik, siz etmeyin, muhteşem manzaralı yerler var yolda, oradan seyrettiğiniz şey çok daha etkileyici zaten. Bluff’ta gördüğümüz Twin Rocks da en garip görünen şeyler listeme ilk sıralardan girer. Ayrıca Bryce Canyon, Zion, Arches, Canyonlands, Capitol Reef National Park ve Dead Horse Point State Park da Utah’ta gördüğümüz milli parklardan. Canyonlands benim için en ilginç olanı, Grand Canyon’dan daha etkileyici buldum hatta. Yüzyılların biçimlendirdiği kayalar öyle ihtişamlı ki bir kanyondan daha fazla şey görebiliyorum; uçurumlar, incecik olmasına rağmen 100 metreye yaklaşan boyuyla dikitler… Pençeleri olan bir kuş basmış gibi görünen devasa kanyon… Hepsi de çok etkileyici idi. Nevşehir’de doğup büyüdüğüm için Zion ve Byrce için başka insanların hissettiği kadar heyecan duymadım ama Capitol Reef’te takvim gibi enine ve boyuna bölünmüş dağı gördüğümde gözlerime inanamadım. Adını sevimsiz bir hikayeden alan Dead Horse Point ise etkileyiciydi, yabani atları ölmek için uçurum kenarına terk etmeleri dünyanın en acımasız şeylerinden biri olabilir. Arizona’da gördüğümüz Grand Canyon ise USA’ya dair en bilindik şeyler biridir herhalde. Gezdiğimiz son kanyon olduğu için sanırım üstümde umduğum etkiyi yaratmadı. Ama… Arizona altın vuruşu Antelope Canyon ile yaptı. Upper Antelope gayet pahalı olduğu için bir gece önceden Lower Antelope’ye kaydolduk ve sabah erken saatte gittik. Rehber eşliğinde yaklaşık 1,5 saat gezdik. Dışarıda cızırdayan güneşten kaçıp içeride o büyüleyici kayaların arasında olmak… Her fotoğrafın muhteşem çıkması… Tur sonunda rehberin oranın nasıl oluştuğunu çok basit bir şekilde 2 dakikada anlatıvermesi… Hepsi harikaydı. Ama siz siz olun, gidecekseniz Page’de kamp yapmayın. Page için pek çok insan çok güzel dedi fakat gayet lüzumsuz bir yerdi. Bir bardak kahve içmek için 1,5 saat uygun bir aradık, şehirdeki tek kamp alanında kaldık, üstelik ağaç yok denecek kadar azdı, sanayi gibi bir alanın içinde tır sesleriyle uyuduk. Az homurdanmadım Page’de, barajı güzel diye fotoğrafımızı çekmek isteyen bir Amerikalı bile oldu. Baraj… Bildiğimiz baraj. Yine de yolunuz düşerse siz Lone Rock’u denersiniz belki konaklama için.

amerika-motosiklet_1249

Sabahın erken saatleri olduğu için ters ışıktan muzdarip Horse Shoe Bend. Arizona.

amerika-motosiklet_1304

Gidiyormuşum gibi… :p

amerika-motosiklet_1403

Kanyonların içinde akan nehirlerin oluşturduğu büklümler, renk farklılıklarıyla birleşince muhteşem görünüyor!

amerika-motosiklet_1488

Byrce National Park, Utah.

Tabelaları seviyorum!

Tabelaları seviyorum!

amerika-motosiklet_1680

Arizona’nın en kıymetli şeyi, Grand Canyon. İlk bu kanyolu görsem etkileyici olabilirdi ama benim favorim hala Canyonlands!


Nevada:

Death Valley, yaşayan hiçbir şey yok!

California’dan önceki son iki durağımız Nevada sınırlarındaki Las Vegas ve Death Valley National Park idi. Las Vegas çölün ortasına inşa edilmiş, hiçliğin ortasında var edilmiş bir kent. Ülkenin en çok elektrik tüketilen şehri imiş, şaşırmadım. Kumara ilginiz varsa, gösteriş ilginizi çekiyorsa, güzel yerlerin kötü kopyaları ile eğlenecekseniz Las Vegas’ı sevebilirsiniz belki. Ama ben sevmedim. Bir gün boyunca gezdik, eğlendim, bir sürü garip tip gördüm kumarhanelerin olduğu o ünlü caddede ama gece sonunda, ertesi gün de gelmeye yetecek motivasyonu bulamadım. Viyana’nın taklidi olan bir otelin nesini seveyim bilemedim. Her yeri alışveriş için yaratılmış, tabelalardan gözünüzü alamayacağınız yapay, avam bir cennet. Bolca çıplak kadın ve erkek görmek mümkün mesela, dans edenler ve şarkı söyleyenler… Death Valley de adıyla müsemma yaşayan hiçbir canlının olmadığı, bir tane bile yeşil bitkiye ve nefes alan canlıya denk gelmediğimiz, deniz seviyesinin de altında korkunç bir yer idi. Öyle sıcaktı ki, vadiden çıkarken nefes alamıyordum artık. En son 40 küsur dereceleri gördük ve üstümdeki mont ilk defa çok fazla geldi.

Joshua Tree, adettendir dediler.

Joshua Tree, adettendir dediler.

Las Vegas'tan kaçarken...

Las Vegas’tan kaçarken…

Eski otobüsleri kırpıp yıldız yapmak

Eski otobüsleri kırpıp yıldız yapmak

amerika-motosiklet_1709

Neden durmanın mümkün olmadığı yerlere koyuyorsunuz tabelaları, anlamıyorum!

amerika-motosiklet_1756

Benim için fazla cafcaflı Las Vegas.

amerika-motosiklet_1764

Bir şeyin aslı varken taklitlerine bu denli hezeyan içinde yaklaşılmasını hiç anlamayacağım sanırım. Bir garip oteller, Las Vegas.

amerika-motosiklet_1869

Kurudum yeminle, çöl neyse de, Death Valley çekilmez dertmiş!

California:

amerika-motosiklet_2334

La Jolla Cove, San Diego. Aşağıda bir sürü deniz aslanı var ve koku inanılmaz, bu mesafeden bile burnumun direği sızlıyor.

USA’nın en pahalı eyaleti. Benzin fiyatı 3 doları geçti, hatta 6 dolar olduğu yer gördük Big Sur’da. Yemekler, oteller… Her şey bir anda pahalandı. Hatta kaldığımız en pahalı kamp yeri de Yosemite National Park çıkışında oldu. Parkın golünü yedik çünkü. Death Valley’den sonra Yosemite’ye girince gerçekten nefes alabildiğimi hissettim, uzunluğunu anlamaya çalışırken boynumun ağrıdığı ağaçlar oldu. Birkaçına sarılmayı denedim, ne mümkün, 6-7 insan bir araya gelirse belki! Parkta bir sürü hayvan varmış, hiçbirini göremedim. İçerideki kamp alanlarında kalırsak belki denk geliriz diye umutlanıyorduk ki o kamp alanlarının 5 ay önceden rezerve edildiğini öğrendik. Kös kös çıktık parktan hava kararmaya başladığı için ve park çıkışında saçmasapan bir kamp alanına 30 dolardan fazla verdik! Keşke içerde kalabilseydik ve 2 katını verseydik… Duruma hazırlıklı olamadığımız için istediğimden az kaldık ve bu içimde ukde olarak kalacak. Bu devasa ülkeye bir daha gelirsek Yosemite’de en az 2-3 gün geçirmek istiyorum. California’da ilk durağımız Santa Cruz; küçük, sevimli, bolca deniz aslanı barındıran bir okyanus şehri. Orkun’un misafiri olduk burada ve San Francisco’yu hesaplı bir şekilde gezebildik böylece. Şehrin bol eğimli sokaklarında bir sürü fotoğraf çektik ve 12 km’den fazla yürüyerek kendi rekorumuzu kırdık. Sonraki durak ise Big Sur üzerinden Los Angeles, Serkan’ın üniversiteden arkadaşı Abidin ve eşi Sema’nın misafiriyiz. Big Sur çok güzel, yol üstündeki pek çok kentin manzarası muhteşem. Uzun olmasına rağmen bu yolu tercih ettiğimize gayet mutluyum. Sonrasında Sema da benim kadar pimpirikli çıkınca kendimi evimde olduğu kadar rahat hissettiğim birkaç gün geçirdim. Mantı bile yedim! 🙂 Ne Holywood Bulvarı, ne Beverly Hills gözümde… Bizi götürdükleri Kore restoranı öyle müthişti ki, USA’dan sonra girdiğimiz ülkelerde yiyecek makul şeyler bulamadıkça anılarımda canlandı. California’daki son durağımız ise San Diego oldu. Los Angeles’in bina yığınlarından sonra bu güzel kent bana ilaç gibi geldi. Korkunç kokan komik deniz aslanları da cabası elbette. Üstelik yine misafiriz, güzel bir evde ve şeker gibi insanlarla. Babamın liseden arkadaşı Asım Amca ve eşi Sally çok uzun yıllardır burada yaşıyor. Bizi misafir etmek istediklerinde çok mutlu oluyorum ve üniversitede Fransız Edebiyatı okumuş Sally ile bütün bir akşam edebiyattan konuştuğumuz tadı damağımda kalan günlerden biri olarak anılarım arasında yerini alıyor.

amerika-motosiklet_1997

Death Valley’den sonra “oh be dünya varmış!” dediğim yer. Yosemite National Park, California.

amerika-motosiklet_1980

Yaşasın su geçirmeyen motor botları, ilk işim Yosemite’de göle girmek!

amerika-motosiklet_2044

Deniz aslanları istifi. Santa Cruz. Sesleri çok komik, birbirlerinin üstüne yatmaları daha da komik.

amerika-motosiklet_2057

Santa Cruz, USA’da en sevdiğim yerlerden oldu.

amerika-motosiklet_2128

San Francisco. İnanılmaz dik yokuşları ile eğlenceli şehir. Ah azıcık da sıcak olsa…

amerika-motosiklet_2177

Golden Gate Bridge, San Francisco. Mütemadiyen turuncuya boyanan köprü.

amerika-motosiklet_2204

Merhaba Big Sur, biz geldik.

amerika-motosiklet_2217

Manzara muhteşem ve bu manzaraya karşı onlarca kamp yeri var. Fakat hepsi de dolu!

amerika-motosiklet_2245

Deniz aslanı, martılar, sincaplar…

amerika-motosiklet_2246

Bir ordu yatıyor orada!

amerika-motosiklet_2359

Aaaa, anneciiiim!

amerika-motosiklet_2325

Aman eksik kalmadık! Bir başka kandırmaca daha. Şehrin başka yerleri daha güzel. 8+8 şeritli yolda trafiğe takılmazsanız tabii…

amerika-motosiklet_2382

Tek katlı binalar ve bize kalan geniş gökyüzü. USA’da en sevdiğim şeylerdendi. San Diego.

Los Angeles'taki ev sahiplerimiz

Los Angeles’taki ev sahiplerimiz

Amerika'daki son kamp yerlerinden, RV cenneti!

Amerika’daki son kamp yerlerinden, RV cenneti!

Mis gibi gündoğumları...

Mis gibi gündoğumları…

Ve mis gibi günbatımları

Ve mis gibi günbatımları

Latest Comments
  1. Akın SAĞIRKAYA |
    • Selin Seçen |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2017 Başa Dön ↑