Seyahat Günlüğü / İlk haftanın ardından…

latin-amerika-motosiklet-yolculuk1 haftayı ardımızda bırakmışız bu gece itibariyle. Pazartesi sabahı alarmı kurup saat 7’de yola çıksak ne güzel olur diyip ilk günün hevesiyle 325 km yol yapmıştım. Ertesi gün de aynı mutlulukla 330 km yaptım, o oldu zaten, bir daha yapamadım. Hala adapte olmaya çalışıyorum. Yol değil ama sıcak çok yoruyor beni. Hele de bazı şehirlerden geçerken motoru bir yere park edip öğle sıcağında gezmeye kalkıştığımızda çok zorlanıyorum. Hiç sevmediğim halde kahve içmeye başladım, performansımı biraz arttırır belki diyerek. Evet, 1 haftanın sonunda yemeği yiyip bayılmış gibi uyuyacak kadar arttırmış! Bu noktada Serkan’a hayranlık duyuyorum, neredeyse hiç etkilenmiyor. Hatta bugün yolda arı soktu kolunu, ona bile gayet soğukkanlı tepki verdi. Ben olsam mızıldanırdım. Yolda oldukça tecrübe kazanılıyor sanırım, belki bir gün ben de demir adama dönüşürüm. (Buraya gözlerinden kalp çıkan smiley gelecek.)

Yola Honda CRF250L ile çıkmıştım. Şu ana kadar kendisiyle ciddi hiçbir problemim olmadı. Duke 390’ı 2 yıl kullanmama rağmen titreşim beni hala en çok zorlayan şey. Gaz kolu sabitleyici kullanmama rağmen sağ elim sürekli uyuşuyor, düz yolda isek gidonu asla tutmuyorum, bileğimle idare ediyorum. Viraj performansına da alışmaya çalışıyorum. Duke çok acayip bir motordu, acayip atikti, virajlarda çok başarılıydı. Ondan sonra CRF biraz hantal gelse de Hırvatistan’dan sonra bir daha böyle viraj görmeyeceğimizi düşünüyorum, hımmm umuyorum. Benzinde 2,6’yı bile gördük dağ yolunda ama ortalama olarak 100 km’de 3 lt. diyebiliriz. Benzinlik konusunda Avrupa’da hiç problem yaşamadık, sadece Arnavutluk’ta giriş ve çıkışı aynı gün yapacağımız için para bozdurmadık ve kredi kartı geçen benzinlik bulmakta zorlandık. Sayaç 150’yi gösterdiğinde hiç zorlamıyor, benzin alıyoruz. WR250 ile neredeyse aynı yakıyor CRF, aynı hacimli motorlarla yola çıkmanın güzelliklerinden biri daha, iki kişi birden takip etmek zorunda kalmıyor.

Toplamda 4 gece kamp yaptık, hatta bu gece art arda kamp yaptığımız 3. gecemiz. Zorlanmıyorum, sadece motor kıyafetlerimi daha sık yıkayabilmek isterdim. Geri kalanını kolaylıkla hallediyorum zaten. Kahvaltı ve akşam yemeğini dışarıda yememek büyük rahatlık hem. Sürekli hazır yemek bir süre sonra tatsız bir şeye dönüşüyor. Hamur işi ve kızartma hariç seçenekleri bulmak zor, zaten yorgunuz, arayacak gücümüz yok. Bu durumda kamp ocağında pişen sebzeli çorba en lezzetli şey oluyor, hem de maliyeti düşürüyor. 1 yıl boyunca yolda olacaksanız düşünmeniz gereken önemli kalemlerden biri maliyet.

Peki… 1 günümüz nasıl geçiyor? Sabah 6-7 aralığında uyanıyor, hızlıca kahvaltı hazırlıyor ve çadırı topluyoruz. Çadır MSR Hubba Hubba Nx, Serkan’ın daha önce kullandığının çift kişilik olanı ve hem çok pratik, hem hafif. Ben de yavaş yavaş öğreniyorum nasıl hızlıca toplacağını. Kamp ocağında yumurta haşlamak, bitki çayı demlemek Serkan’ın işi. Ocak benzinle çalışıyor ve öyle çok gürültü yapıyor ki ben irkilip uzak duruyorum. En geç 9 civarı yola çıkmaya çalışıyoruz. Ne kadar erken, o kadar serin… Gün içinde 50-60 km’de bir mola veriyoruz. Bazen benzinlik oluyor, bazen bir ağaç altı. Termosların içinde hep su, arka çantamda da hep meyve var. Farkına varmıyoruz belki ama çok su kaybediyoruz muhtemelen çünkü günlük 3 litreyi kolayca geçiyor tüketimimiz. Yola çıkacaksanız iyi bir termosa para vermek önemli bu nedenle. İçindeki sıvı tazeliğini yitirmeyecek, ısınmayacak, soğumayacak. Sigg çok başarılı bu konuda. Sabah buz gibi koyduğum su akşam hala serin oluyor. (Su satın almıyoruz çünkü geçtiğimiz her yerde çeşmeden akan su içilebiliyordu. Üzücü değil mi?.. İçmek için su satın almak ne kadar anlamsız… Küçücük Karadağ bile çeşmesinden akan suyu içilebilir hale getiriyorken biz yapamıyoruz!) 15:00 gibi kalacağımız yere varıyor ve sabahkinden daha hızlı bir şekilde üstümüzdeki kıyafetlerden kurtuluyoruz. Genelde deniz kenarında kamp yaptığımız için koşarak denize girmek ciddi bir mutluluk kaynağı oluyor o kadar sıcaktan sonra. (Siz de Avrupa’da kamp yeri ararken hep deniz kenarı tercih edebilirsiniz. Gündüzleri ne kadar sıcak olursa olsun, geceleri hep serin oluyor, mışıl mışıl uyutuyor o güzel hava.) Ben genelde erkenden sızıyorum. Zaten çok dayanıklı değilimdir, gün boyu sıcakta motosiklet kullanınca iyice tavuğa dönüşüyorum. Alıştıkça düzeleceğimi umuyorum! Çadırı kurduktan sonra marketten bir yemeklik malzeme alıyor ve hızlıca akşam yemeği hazırlıyoruz. Sonra parlak bir internet bağlantısı varsa yazı yazıyorum, yoksa kitap okuyorum Kindle’dan. Aspidistra var şu anda sırada. Blog ağırlıklı olarak kitap yazılarından oluşuyordu, yolda bu ağırlık değişecek ancak ben yine de kitap değerlendirmeleri yazmaya devam edeceğim. Şimdi çadıra, mis gibi bir uyku çekmeye gidiyorum ve herkese iyi bir hafta diliyorum.

Daha önceki yazılar için:

Güney Amerika Seyahati Hazırlığı
Bekle bizi Avrupa! (1. Gün)
Ohrid, sen ne güzelsin! (4. Gün)
Karadağ’a yeniden gelmek üzere veda ettik. (6. Gün)

Latest Comments
  1. Esra |
  2. Canan |
  3. Canan D. |
    • Selin Seçen |
  4. Ercan |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑