Seyahat Günlüğü / Karadağ’a yeniden gelmek üzere veda ettik

IMG_8073Ohrid’den yola çıkıp Arnavutluk’u bir günde hızlıca geçerek Karadağ’a girdik. Hani denir ya, deriiin bir nefes aldım diye, hah işte Karadağ sınırından girdiğimiz anda ben derin bir nefes aldım. Bugüne kadar gördüğüm en kötü trafik İstanbul’daydı. Fakat Arnavutluk şoförleri İstanbul şoförlerine bile rahmet okutur! 90’la giderken karşı şeritte araba olmasını önemsemeden sollamaya çıkan kaç araba gördüm, sayamadım. Bizi zaten kesinlikle araçtan saymıyorlardı, sollama sırasında sıkışınca bizi de aynı hızla sıkıştırıyorlardı. Kaskın içinden kaç defa “yok artık!” diye bağırdığımı hatırlamıyorum. Hiçbir yerde kredi kartı geçmiyor, ana yoldan gittiğimiz için üstümüzde paraları yok, zar zor benzin alabildik. Durduğumuz bütün benzinlik/dinlenme tesisleri leş gibiydi. Zaten sınırdan girer girmez trafik terörüne maruz kaldığımız için çıktığımızda en mutlu olduğum ülke olarak şimdiden adını yazdırabilir listeye. Her yerde hız sınırı tabelaları var, polisin gözü önünde çok acayip sollama ihlalleri yapılıyor, kimsenin umrunda değil. Trafiği bu denli korkunç olan bir ülkenin insanları ile ilgili gayet olumsuz bir intiba oluştu ne yazık ki zihnimde. Cana kasteden şoförden ne kadar insanlık beklenir!

Karadağ… Ne kadar güzel ülke. Kotor… Ne güzel şehir. Tarihi bir mekanı incik boncuk satan dükkanlarla doldurup da dokusunu bozmamak mümkünmüş, Kotor’da gördüm bunu. Daracık sokaklarında uzun uzun yürünebilir, bizim gibi temmuz sıcağında kalkışmıyorsanız tabii. Bir de… Foursquare puanına bakmadan yemek yemeyin, meydanda en kalabalık yerler aynı zamanda puanları en düşük restoranlar. Daracık ara sokaklarda çok güzel pizza yapan dükkanlar var. Marketten içecek alıp kaldırıma oturarak yemek daha zevkli ve lezzetli olacaktır. Yoksa içecek hariç 13 Euro verdiğiniz yemek çamur gibi çıkar ve üzülürsünüz. (Üzüldü!)

Hırvatistan’dayız bu akşam itibariyle. Yine kamp yapıyoruz Camp Pod Maslinom‘da. 17 Euro ödedik, tertemiz ve sıcak suyu olan bir banyo, güzel bir kamp alanı bulduk karşılığında. (Wifi sadece girişte var, olsun, Aspidistra’yı okuyorum, yazıdan sonra nette gezinmek yerine kitabıma dönerim.)  Yakındaki bir marketten meyve ve yiyecek bir şeyler aldık, akşam yemeğini de kendimiz hazırladık. Dubrovnik turistik olduğu için sanırım, köydeki bakkal bile her şeyi daha pahalı satıyor. Ama yoğurt vardı, belki affedebilirim bakkalı.

CRF250 sol bacağımın içini yaktı demiştim daha önceki yazılarda. Tech90 marka jean pantolonla kullanıyorum motoru şimdilik, yanımda IXS tekstil pantolon da var. Ne zaman sıcaklardan kurtuluruz, onu giymeye başlayacağım. Jeanin korumalarını IXS’te de kullanıyorum. Bacağımın yanmasının pantolonla alakası yokmuş, ilk gün fandan gelen sıcağa cildimin verdiği tepkiymiş sadece. Geçti ve artık rahatım. Tech90’ın likralı kadın kesim pantolonunu kullanıyorum. Ufak tefek dikiş problemleri haricinde gayet memnunum şimdilik. İyi ki ısrar etmişim yedek pantolon alayım diye, bu sıcakta tekstil pantolon çekilecek gibi değil çünkü.

Yarın istikamet Split. Gemideki gecikme nedeniyle rotayla oynamaya başladık. Daha yukarıya çekiyoruz çünkü çok sıcak! Hareket halindeyken çok sorun değil ama özellikle şehir içi trafiğinde çok zorlanıyorum. Rotayı değiştirme fikrini de çok sevdim, zira Lyon’dan geçeceğiz. Tam 20 yıl önce bir şapelin, duvarlarını diş fırçasıyla fırçalamak suretiyle, restorasyonunda çalışmıştım. Belki geçtiğim yolları, gezdiğim yerleri hatırlarım.

Daha önceki yazılar için:

Güney Amerika Seyahati Hazırlığı
Bekle bizi Avrupa! (1. Gün)
Ohrid, sen ne güzelsin! (4. Gün)

Etiketler:
Comments
  1. Esra |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑