Sessizlik ve Gürültü / Nihad Sîris

sessizlik ve gurultu nihad siris instagramSessizlik ve Gürültü, Nihad Sîris’in Jaguar’dan çıkan kitabı. Ben ilk baskısını (Nisan 2015) okudum. Çeviri Rahmi Er’e ait.

Baskıcı rejim nedeniyle ülkesi Suriye’yi terk etmek zorunda kalan Nihad Sîris’in roman kahramanı Feyhi Şiyn vasıtası ile anlattığı ülke aslında Sessizlik ve Gürültü ülkesi. Sosyoloji, psikoloji ve teknolojinin bütün nimetlerini kullanarak gözünü boyadığı halkın karşısında tanrısal kimi vasıflar üstlenmiş(!) Lider’in kopkoyu gölgesinin eşliğinde ve hoparlörlerden yükselen gürültü ile dopdolu bir günü anlatıyor kitap. Ülkenin adı yok, liderin adı yok, halkın adı zaten hiç olmadı. Anlatılan o upuzun günde ölen onlarca insan var sadece. Nerede mi ölüyorlar? Mitinglerde, yürüyüşlerde… Ölmüyorlar aslında, telef oluyorlar. İlahi bir aşkla icra ettikleri görevleri başında kalabalık tarafından eziliyor yahut Lider’in kolluk kuvvetleri tarafından vuruluyorlar. Ölümlü ve aşağılık bir adamın kendisini ölümsüz hissetmesi yolunda kayda değer kayıplar değiller. Halk adı verilmiş isimsiz kitlenin çeşit çeşit yolla uyuşturulduğu bu adı konulmamış ama her nedense çok tanıdık korku imparatorluğunda Fethi Şiyn gibi satılmamış, sindirilmemiş çok az insan var ama can korkusu ortaya çıkmalarının önündeki en büyük engel. Çünkü her an evlerinden alınıp bir daha ailelerini bile göremeyecekleri bir deliğe tıkılabilirler ve bu elbette Lider’in bekâsı için gerekli, düzenin devamı için zorunlu.

Nihad Sîris, ülkesinde barınamamış ve sürgün hayatı yaşayan Suriyeli bir yazar. Sessizlik ve Gürültü her ne kadar anlattığı ülkeye isim koymamış olsa da Orta Doğu’nun, bizi de kapsayan coğrafyanın ortak pek çok özelliğini taşıyor. Bu nedenle ülkesinde apar topar yasaklanmış ve yazarı da başına gelecekleri anladığı için doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalmış. Kitabın sonunda kötünün iyisini seçmek zorunda kalacak Fethi Şiyn ile aynı kaderi paylaşmak istememiş.

Onca gürültünün ve propagandanın ortasında sessizliğe methiyeler düzen bu güzel kapaklı, özenli çevirili kitabı keşfettiğime mutluyum. Her ne kadar erkek bakış açısı, kitabın zaten azıcık olan kadın kahramanlarını tekdüze anlatmış yahut 2 boyutlu bir hale indirgemiş olsa da, o coğrafya için en iyisi bu herhalde diyerek genelinden aldığım zevke gölge düşürmek istemiyorum.

Sloganların ve hoparlörlerin yürüyüşlerimizde meydana getirdiği gürültü, düşünmeyi devre dışı bırakmak için zorunludur. Düşünmek lanetli bir eylemdir, suçtur, daha doğrusu Lider’e ihanettir. Sessiz ve sakin ortam, insanı düşünmeye sevk ettiğinden, kitleleri ikide bir bu gürültülü yürüyüşlere çekmek, insanların beyinlerini yıkamak ve onları düşünme suçunu işlemekten korumak için gereklidir. Aksi takdirde bu kadar gürültünün ne anlamı var? Lider’i sevmek, düşünmeyi gerektirmez, çünkü sezgiseldir. Ayrıca Lider de kendisini sevmeni sağlayan sebepleri çoğaltmanı istemiyor senden. Onu, var olduğu için sadece zatından dolayı sevmen gerekiyor. Sevmenin sebebi üzerine herhangi bir şekilde düşünmek, -Allah muhafaza- seni bir gün sevmekten alıkoyabilir. Çünkü Lider’in konuşurken gözlerini kırpıştırdığını tesadüfen görebilir ve sen de küçüklükten beri bu adeti sevmiyor olabilirsin. Böylece ona olan sevgin azalır, ki bu da doğrusu büyük bir suçtur. 

Yazarın Ayakkabılar ve Siyaset adlı öyküsünü de şuradan okuyabilirsiniz dilerseniz.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑