Samuel Beckett’a Göre Arıcılık / Martin Page

Samuel Beckett’a Göre Arıcılık, Martin Page’in Sel Yayıncılık’tan çıkan kitabı. Ben ilk baskısını (Ekim, 2015) okudum. Çeviri Işık Ergüden’e ait.

Adını görünce almaktan muhtemelen vazgeçeceğiniz bu kitap aslında epeyce enteresan bir çabanın ürünü. Türkçeye birebir çevrildiği için kimi ünlü yazarların çorbası, pastası olsa nasıl olurdu tarzı kitaplar basan yayınevlerinin ürünlerine benziyor. Keşke farklı bir isim kullanılsaydı da okur kaçırmasaydı. Ben ki yeni şeyler denemeye (deneysel edebiyat olmadığı sürece!) çok hevesli bir okurum, Sel Yayıncılık standında önerilmese idi bu kitabı almazdım. Niye bu girizgah? (Gürizgah yazmayın lütfen, o Farsçası!) Ben ettim, siz etmeyin; novella novella diye tepemize çıkarılan kitapların yanında bu kitaba da bir şans verin diye.

Samuel Beckett’ın, eşinin bile varlığını onaylamadığı, aslında olmayan bir adamın Beckett’ın hayatında bir süre asistan olarak varolmasını, hatta arı kovanlarıyla onunla beraber ilgilenmesini anlatan bir günlük söz konusu. Günlük de Beckett’ın eserlerinin topluca muhafaza edildiği bir kütüphanedeki yangında rastlantı eseri bulunuyor. Martin Page de o günlüğü temel alarak bu enteresan kitabı yazıyor. Gerçek olmayan bir ilişkiden yola çıkarak yazılmış bir günlüğü öznesi kabul edip bir kitap yazmak bayağı enteresan bir durum değil mi sizce de? Hele de kitabın kendisi güzelse, iyiyse; bolca altını çizdirdiği, sorgulattığı noktalar varsa!

Samuel Beckett’ın arşiv taraması yapmak için bir asistana ihtiyacı vardır. O asistan şans eseri bir kitapçı kasasında kendini Beckett ile telefonda konuşurken bulur. 4 aya yakın bir süre boyunca, toplamda 20-25 günlük çalışma ile yazara yardımcı olur, yardım ederken de o günlere dair notlar alır, bir çeşit günlük oluşturur. (Orijinal günlük de böyledir herhalde.)

… Hapishane sadece hareket özgürlüğünün ortadan kaldırılması değildir, atmosfer basıncında ve havanın bileşiminde de bir değişimdir. Sanki duvarlar sizi kuşatmakla yetinmiyor da derinizi ve düşüncenizi eziyor gibi. İnsan hem patlama noktasında olduğunu, hem de patlayacak yerinin olmadığını hisseder.

İnsanın hayatta paçayı sıyırması için tanınması gerekir, tanınmak için kabul görmek, yani kimliğinin bilinmesi, bir şahsiyet, bir kurmaca olmak gerekir. Esse est percipi. Ama kimse göründüğü şahsiyet olmak zorunda değildir: Yalan söylenebilir, sonra da kendi evine girince kostüm çıkartılabilir.

Sizin de etrafınızda böyle insanlar yok mu? Kurgulanmış bir düzenekle yaşayan, hatta başkalarının o hayata dair neyi doğru kabul edeceğini hesaplayıp ona uygun yalanlar söyleyen ve zamanı geldiğinde elini taşın altına asla sokmayarak sadece duruma uygun yaşamaya çalışıp günü kurtaran bir zavallı olduğunu düşündüğünüz insanlar. Sıyrılan paça kadar bile kıymetli olmayan ama paçayı sıyırmaya çalışanlar.

Bana uygun bir hayat bu. Sanki arafta bir hayat. Yakında insanlarla karşılaşacağımı, dostlar edineceğimi, sosyal bir yaşantımın olacağını biliyorum. Şu an için bu yerçekimsiz durumdan yararlanıyorum. Büyülü bir dönem bu, üstelik de sadece günün birinde bitmesi gerektiği için büyülü. 

“…Ben sanatın sanat olmasını, kişisel bir yeniden sahiplenme imkanı olmasını istiyorum, yoksa uslu çocuklar ve yurttaşlar imal etme ya da suçluları topluma kazandırma amacı olmasını değil.”

“Ne yaptığını bilen insanlardan şikayetçi olunur. Bu dünya ne yapacağını bilmiyor ve ben ondan da şikayetçi olmayacağım. Fakat, darbelerden kaçınabilmek için biraz kenara çekileceğim ve ailem ve dostlarımla, insanın kendine icat ettiği ve ölür ölmez yok olan o cennetle birlikte yaşayacağım.”

Beckett’ın (güya) hayat tanımı üstteki satırlar fakat ne kadar etkileyici ve doğruluk payı çok olan bir tespit.

“Olağanüstü şeylerin mümkün olduğunu kendime hatırlatmak için arılara ihtiyacım var.”

Kitabın adı kaynaklı bir beklenti içine girerek okuduğumdan da olsa gerek, üstteki cümle benim için en vurucu kısımdı. Olağanüstü yahut güzel şeylerin mümkün olduğu, pırıl pırıl bir hayat içindeyiz. Zaman zaman unutmamıza neden olan olaylar, insanlar, kötülükler olduğunda herkesin kendine özgü seçtiği bir şeyler vardır; hatırlatsın, sağlıklı olana yönünü çevirsin diye, ayçiçeklerinin güneşi gibi tıpkı. Arılar aslında ne kadar güzel ve büyüleyici bir yol bunun için. Samuel Beckett’a Göre Arıcılık bana arıcılığa dair hevesimi, merakımı hatırlattığı için de beni mutlu eden bir kitap oldu. 80 kusür sayfalık bu küçücük kitap Sel Yayıncılık’ın bu sene içinde okuduğum en güzel kitabı olarak kitaplığımdaki yerini aldı.

 

 

Comments
  1. Yusuf Kaan Kır |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑