Sahilde Kafka / Haruki Murakami

Sahilde Kafka, Haruki Murakami’nin okuduğum 3. kitabı. Diğerleri Zemberekkuşu’nun Güncesi ve İmkansızın Şarkısı idi. Kitabı okuyan çok sayıda blogger ve okuma grupları nedeniyle aklıma düştü Sahilde Kafka. Adının çekiciliği de inkar edilemez benim açımdan. Kapağı apayrı güzel. Çek Cumhuriyeti’ne gideceğim kesinleştiğinde aklımda tek bir şey vardı, Kafka’nın evine gidecek olmak. “Dünyada Kafka’yı duymayan insanlar var!” diye sayıklarken görüldüm pek çok kez. Öyle ayrıcalıklı bir yeri var Kafka’nın hayatımda, sıradan bir isim olmanın ötesinde. Kitaptaki Kafka’ya da kandım aynı nedenle.

Yine kocaman bir kitap var elimizde. Fazlasıyla hacimli. Tuğla gibi kitaplar okuyorsun, takdir ediyorum diyen bir adam vardı. okurken onu hatırladım sıkça. Bir de bana çok konuşuyorsun diyorlar, bu kitabın 600 sayfa olması gerçekten gerekli miydi? Yoksa Murakami çok mu yazıyor/konuşuyor?

Kitabın kahramanı Kafka(Karga da olabilir) adında bir delikanlı. 15 yaşında, dünyanın en sert delikanlılarından biri. Yaşına göre çok şey biliyor. Bizim 25’likler görse onu kendilerinden utanırlar, o derece! Muhteşem çıkarımları var, 15 yaşında birinin ağzında fazlasıyla eğreti duran. Olsun. Kafka o.

Kitap tekli ve çiftli bölümlerde başka başka hayatları anlatıyor. Murakami okurlar bunun ne anlama geldiğini biliyor. Sonunda bu hayatlar kesişecek, ama nasıl?

Kafka’nın yalnızlığı özümsediği, kendini doğayla bütün kılmaya çalıştığı yerler etkileyici. Her birini hissederek okudum. Kitabın diğer kahramanı Nakata’yı da Kafka kadar iyi benimsedim. “Bendeniz Nakata biraz akılsız bir adamımdır, kedilerle konuşabilirim ve yılan balığını çok severim.” Film izler gibiydim, Nakata’ya dair bölümleri okurken. Kafka’da yeniden kitaba dönüyordum. Biri görsellikle ilgili her şeyi önüme sunuyordu, diğeri yalnızlık duygusunu hissettiriyordu. Geri kalanı mı?

Sanki güzel bir pastaya güzel bir krema sürülmüş de yetinilmemiş ve üstüne bir sürü abur cubur ilave edilmiş gibiydi. Oshima ve Saeki ile hiçbir problemim olmadı ama Sakura’nın ortaya çıktığı her sayfada kitaba yabancılaştım. Ve tabii bütün o mistik şeyler… Pek çoğu tamamlayıcılıktan ziyade okuduğum şeyden soyutlanmama neden oldu. Sonu da kaymaklı kadayıf oldu bu durumda. Zira bende tıpkı Çalıkuşu ve Kolera Günlerinde Aşk gibi olmamış izlenimi uyandırdı. Aceleye getirilmiş gibi, yazar artık sıkılıp bitirmek istemiş gibi. Özenle ördüğü hikayenin sonu tavsamıştı ne yazık ki. Vaktinden geç bitirmeye çalışması sebep oldu belki de, belki de çok dallandırıp budaklandırması, bilemiyorum.

Murakami’nin bende yarattığı his net. Güzel yazıyor. Muhteşem yazmıyor. Edebiyat için bir kilometre taşı olduğunu filan düşünmüyorum kesinlikle. Başarılı bir kalem ama bir Gao Xingjian değil. Onu okurken yaşadığım tatmini almıyorum. Haftasonu eğlenceli bir filme gitmeye benziyor Murakami’nin kitapları. Sahilde Kafka’yı tam olarak anlayabilmek için birkaç kez okumamız gerektiğini söylemiş. Ben bir daha okumam.

Yazarın okuduğum diğer kitapları olan Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları, 1Q84 ile Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu‘na dair yazılarımı linklerde bulabilirsiniz.

Etiketler:
Latest Comments
  1. Selin Seçen |
  2. tipsy :) |
  3. Selin Seçen |
  4. Anonymous |
  5. a. |
    • Selin Seçen |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑