Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı / RomaIn Gary

Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı, Can Yayınları’ndan çıkmış. Bendeki baskısı 97. İdefix’in kelepir kampanyasından 2,5 liraya aldığım pek çok kitaptan biri. Satılmayıp depoda kalan kitaplara uyguladıkları bir kampanya bu, hiç olmazsa stoğu eritmişler! Romain Gary gibi bir adamın yazdığı kitaba 2,5 liraya ulaşabiliyor olmak utanç verici aslında ama burası Türkiye. Okumayla uzaktan yakından alakası olmayan bir yığın cahilin ülkesi!

Kitaba gelince… Beni hiç şaşırtmadı tabi ki. Yarattığı 2. adam Emile Ajar ile Goncourt ödülünü iki kez almayı başarmış bu adamın kalemine saygı duyuyorum. Öyle güzel ki… Sarıp sarmalıyor. Kitap küçük bir erkek çocuğu ile ona delice bir sevgiyle bağlı annesinin öyküsünü anlatıyor. Hikayelerinin içinden 2. Dünya Savaşı da geçiyor aynı zamanda. Kitabın arka kapağı ne okuyacağınızın güçlü bir sinyalini veriyor.

-Annemden gelen mektuplar giderek kısalıyordu. Kurşunkalemle yazılmış ve ayaküstü karalanmış şeylerdi bunlar. Çok da hüzünlüydüler. “Sevgili küçüğüm,” diyordu son mektubunda, “yalvarırım beni düşünme, benim için üzülme. Korkusuz bir adam ol. Bana ihtiyacın olmadığını artık bilmelisin. Artık çocuk değilsin, bir erkeksin. Başkalarının yardımı olmadan da ayakta durabilirsin. Sevgili küçüğüm çabuk evlen. Çünkü yanıbaşında bir kadının varlığına kesin ihtiyaç duyacaksın. Belki de sana yaptığım en büyük kötülük buydu. Özellikle de iyi bir kitap yazmaya bak. Çünkü seni ancak böyle bir çalışma yatıştırabilir. Sen her zaman iyi bir sanatçıydın. Beni düşünme. Sağlığım iyidir. Annen.” Ölümünden önceki son birkaç gün içinde iki yüz elliye yakın mektup yazmış, bunları topluca, İsviçre’deki bir arkadaşına göndermiş. Bu mektuplar düzenli aralıklarla bana, cepheye gönderilmiş. Ve böylece annem, öldükten sonra bile bana güç ve yüreklilik aşılamaya devam etmişti. Tam üç buçuk yıl boyunca.

Bunlar da kitaptan benim gözüme takılanların bir kısmı:

-İnsan gerçekten ve hiçbir çıkar beklemeksizin sevilmek istiyorsa, kesinlikle yanında birkaç pasta kırıntısı bulundurmalı.

-Bir şeyler yaratma, bir başyapıt yaratma isteği işte o zaman(ısırgan otları arasına oturmuş bir büyüyü gerçek kılmak için bir şişeye işerken) geldi içime yerleşti ve bir daha da beni bırakmadı. Derken küstüm, yüzümü buruşturdum, dudaklarım titremeye başladı. Öfke, korku ve şaşkınlıkla ulumaya başladım.

Ama bugün artık düzeldim ve uluyup durmak yerine kitap yazıyorum.

-İyi niyetli bukalemun öyküsünü sanırım herkes bilir: onu yeşil bir halının üstüne koyarlar, anında yemyeşil olur. Ardından kırmızı bir halıya koyarlar, bu kez de kıpkırmızı kesilir. Sonra beyaz halının üstüne koyarlar, bembeyaz olur. Sarıya koyarlar, sarı olur birden. Sonunda kareli desenli bir halının üstüne koyarlar ve bukalemuncuk ossaat çatlar.

-Eşcinsellere düşman olduğum gibi bir izlenime varılmasını istemem. Onlara karşı değilim, ama onlardan yana da değilim. ….. Toplama kamplarıyla, tutsaklığın binbir biçimiyle ve hidrojen bombasıyla karşı karşıya kalan çağımızda, karşılaşmadığı hemen hemen hiçbir musibet kalmayan insanoğlunun tutup kendini “düzdürmemesi” için hiçbir neden yok gibi geliyor bana. Kölelik ve alçaklık gibi şeyleri benimseyebildikten sonra (…), hangi hakla titiz ve zor beğenen adam rolüne soyunduğumuzu anlayamıyorum doğrusu.

Etiketler:,

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑