Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire

precious-based-on-the-novel-push-by-sapphire-movie-poster-2009-1020504682Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire, 2009 yapımı.

Bizim, gazetelerin 3. sayfa haberlerinde görmeye alıştığımız onca gaddarlığın Harlem’de doğmuş, cüssesi büyük kendi küçük kız çocuğunun başına gelişini izliyoruz.

Homurdanır gibi duyulan zenci aksanıyla Precious’u anlamak çok güç. Çünkü o da dünyayı anlamıyor. Ne zaman ki aslında ne kadar acımasız ve bencil bir düzenin parçası olduğunu fark ediyor; konuşması bile akıcı hale geliyor, anlaşılır oluyor.

Precious’un bir bebeği var. Hasta. Ensest sonucu doğmuş çünkü, öz babasının tecavüzüne uğradığı için. O da yetmezmiş gibi ikinci kez hamile. Üstelik bütün bunlar olurken sadece 16 yaşında. Annesi ne mi yapıyor? Armut topluyor. Monologlarına bolca şahit olduğumuz ruhen sakat bu kadının, neden bu denli sevgi açlığı çektiğini anlamıyoruz filmden. Anneanne sorumlu ve düzgün bir insana benziyor çünkü. Anne, öz kızını taciz eden kocasının kendisini daha az sevdiğini düşündüğü için şiddet uyguluyor Precious’a. Nasıl tablo?

Hani birkaç ay önce bir yerlerde bir haber patlak vermişti. Adam öz kızını yıllarca taciz etmiş, üstelik ondan çocuk sahibi olup nüfusuna geçirmişti. Ortaya çıkınca da bütün köy “namusuna” sahip çıkmaya kalkmıştı. Bu hikayeler çok uzak değil bize. Kapalı kapılar ardında kim bilir ne acılar var, ne hayatlar yerle yeksan oluyor.

Bundan birkaç yıl önce Orta Anadolu’da bir şehre Birleşmiş Milletler kaynak ayırmaya karar vermiş ve hükümet aracılığıyla bunu dile getirmişti. O şehrin ensestin en yaygın görüldüğü yerlerden biri olduğu ortaya çıkmıştı, polis ve çeşitli sosyal kurum kuruluşların kayıtlarına göre. Ne mi oldu? Şehrin ileri gelenleri o kaynağı almayı reddetti! Niye mi? Şehrin adı çıkar diye.

Diyeceğim o ki, bizde ne “Precious”lar var, adları sanları bilinmedik. Çok daha özelliksiz isimleri var üstelik. Çok daha acınası hayatları… “Each one, teach one” da yok üstelik. Fiziksel ve cinsel şiddet var; mahrum bırakma, özgürlüğünü gasp etme var.

Filmi sevdim mi? Sevdim. Sürekli “her an bir şey olabilir” havası vermesi insanı umuda sürüklüyor, ki son vuruş daha da acıtabilsin diye. İşe yarıyor da… O insana benzemedik annenin kendini aklama çabalarını dinledikten sonra her şey anlamını yitiriyor. Gerçek kadar basit, acı ve acımasız bir film. İzlenesi.

7/10.

Etiketler:,
Comments
  1. mustafa |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑