Pala Hayriye / Figen Şakacı

photo (8)Pala Hayriye, Figen Şakacı’nın yazmayı planladığı üçlemenin ikinci kitabı. Ben İletişim Yayınları’ndan çıkmış olan 2. baskısını okudum.

Adıyla müsemma Hayriye’nin paladan hallice kaşı, bıyığı vardır. Kitap, kendisine seçilen isimle biraz hainlik ediyor aslında, okuyucunun aklını çeliyor, oysaki içerisi o kadar iç açıcı değil. İlk kitap olan Bitirgen’i okumadım, bloglarda sürekli gördüğüm Pala Hayriye’yi merak ettim, acaba ortadan başlamak iyi bir fikir midir diyerek risk aldım ama hikayenin başı olmadan da adapte olabildim anlatılanlara. Bu açıdan güzel. Aslında başlangıç da oldukça güzel, Hayriye’nin evden kaçışı, okuluna ilk adımı atması, kendini birden dönemin siyasi olaylarının/karakterlerinin içinde/arasında bulması, daha kendini keşfedememişken bütün o keşmekeşin içinde kaldığı için biraz geveze kaçan iç sesi… Hepsi umut veriyor kitabın gelişme bölümüne dair. Fakat ne olduysa ortalarda bir yerde hikaye kopuyor, işkence altında ölen bir gazetecinin evine geliyoruz; sonra hikayeler parçalanmaya, takip ettiği kronolojik sıradan sapmaya başlıyor. Tam da bu esnada şöyle cümleler fışkırıyor kitabın her yerinden:

Gençliğim kıytırık bir kasnağa gerilmişti. Bol soru, yığınla muğlak cevap ve bir umut arasındaki gergefe kendimi işledim. Bir yabancıyı, çekirdeğinden başlayarak sevmeye niyetlenmenin bendeki karşılığını yeniden yazdım. 

… Bunu biliyor, buna inanıyor, iki ayrı kişiyi toplayıp biri elde edebiliyordunuz.

Çaresizliğim kekre bir kefir gibi gençliğimde üreyip çoğalıyordu. 

Bir süre sonra bu cümleler neon ışıklar gibi yanıp sönmeye ve rahatsız edici hale gelmeye başladı. Böyle tumturaklı cümleler eden “Pala Hayriye” yırtık pırtık pis kıyafetlerin arasından sırıtan ojeli, manikürlü ellere dönüştü. Zaten koronolojik sıradan kopmanın sevimsizliğini yaşayıp hikayeye yeniden dahil olmaya çalışan okuyucuyu (bu durumda beni!) kitabın son 30 sayfasını güç bela bitirmek zorunda bıraktı. Hikayenin başında, 18 yaşında hayatına dahil olduğum Hayriye’nin şu anda nerede olduğunu, en son hangi işi yaptığını, Türker’le yaşadığı yakınlık hariç diğer ilişkilerini ne zaman yaşadığını vs kolay kolay sıralı anlatamam, çünkü yazar da kitabın orta yerinde sıralı anlatmaktan vazgeçiverdi!

Hal böyle iken Bitirgen’i okumayı düşünmüyorum artık. Serinin 3. kitabı çıktığında muhtemelen yine bloglarda görür ama bu sefer hayal kırıklığımı hatırlar ve okumak için teşebbüste bulunmam.

Latest Comments
  1. Leylak Dalı |
  2. Selin Seçen |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑