Ölümsüz / Catherynne M. Valente

ölümsüz catherynne m valente instagramÖlümsüz, Catherynne M. Valente’nin Monokl’dan çıkan kitabı. Orijinal adı Deathless, İngilizceden çeviren Duygu Şahin.

Marya Morevna’nın hikayesi bu. (…ya da masalı mı demeliydim?) Herkesin başına gökten 3 elma düşer, Marya’nın ise kuşlar düşüyor payına hayırlı kısmetler formunda üstelik. Ev cinleriyle çevrili küçücük dünyasında kendisi için uygun kocayı beklerken önce ablalarını evlendiriyor kuşlarla. Artık beklemekten sıkıldığında ise ona hem yaşamı, hem ölümü, hem de ölümsüzlüğü vaat eden Koşey çalıyor kapısını. Koşey, ölümsüz Yaşam Çarı. Marya’ya, güya, sonsuz aşkını vaat ediyor; onsuz artık bir hiç olduğunu söylüyor ama ardında bir fabrika dolusu Yelena varken kimsenin Koşey’e inanası gelmiyor. Genç, sıradan, çok da nitelikli olmayan Marya ise geleceğine doğru çıktığı yolda önce Koşey’in pornografik aşkından nasipleniyor, ortam bir anda Grinin Elli Tonu oluyor, bunun bir sınav olduğuna kanaat getirip başını eğeceği sırada ise kitap boyunca cevabını aradığı o soru çınlamaya başlıyor: “Kim yönetmeli?”.

Marya’nın 1900’lerin 2. çeyreğinde çıktığı yolda nasıl güçlü bir kadına dönüştüğünü, büyünün ve sihrin ortasında dirayetle yürüyerek başta ona hiç prim vermemiş bütün o doğaüstü canlıların saygısını nasıl kazandığını; büyük aşkı Koşey’i bile dize getirip kadının fendini değil erkeğe, büyü ülkesi Buyan’a bile nasıl gösterdiğini okudum hevesle. Sonra ne olacağını bile bile seçtiği sıradan erkeğin peşinde büyüden, ölümden, yaşamdan ve ölümsüzlükten sıyrılıp o adam kadar sıradan hayatına döndüğünde çekeceği acıyı ve seçiminin yaratacağı hayal kırıklığını bile bile okumaya devam ettim. Acımasız ve güçlü kadından, merhametin hastalıklı kollarına düşüşünü içim kıyılarak, üzülerek kabullendim. Ölümsüz’ü bir film gibi okudum, yarattığı dünyanın içine girdim. Olmayan ülke Yiçka’ya kadar bir an bile heyecanımı kaybetmeden, kitabı elimden bırakamadan kafamda canlandırdım olanı biteni. Rusya’da hem doğaüstü yaratıklarla savaşa girdim, gümüş grisine büründüm, savaşı kaybettim; hem de sıradan hayatının girdabında açlıkla, sefaletle terbiye edildim. Okurken Marya Morevna’nın gittiği yolda yürüdüm, onun seçtiği her ne varsa ben de seçtim. Kitabın yazarı Catherynne M. Valente, Ölümsüz’le bunu yapıyor işte okura. Öyle detaylı bir çalışmanın ürünü ki; efsanelerin, iblislerin, yaşam ve ölüm çarlarının, ninnilerin, perilerin, ev cinlerinin dünyasında kaybolmaya gönüllü kılıyor insanı. Sonra da elinden tutup gerçek Rusya’ya ve gerçek savaşa, sefalete, ölüme taşıyor.

Mythpunk, var olan mitlere Valente’nin yaptığını yapıyorsa gerçekten, çok seveceğim bir akım olacaktır. Çünkü ben masal aşığıyım. Herhangi bir masalın yeni versiyonu yazılmış dendiğinde büyük bir açlıkla okurum, acaba bakış açımı değiştirip beni o masalın yarattığı evrene daha da dahil edebilecek bir gedik bulunmuş mu diye. Valente bulmuş. Üstelik bu masalı tarihî gerçekliğinden koparmadan yazmış, bir kadın kahramanın ellerinde şekillendirmiş, kendi çapında bir destana dönüştürmüş.

Sevmediğim tek şey kitabın sonuç bölümü oldu. Büyük bir coşkuyla, yeni bir şey keşfetmiş olmanın heyecanıyla o noktaya kadar gelip de yolumu kaybetmiş gibi oldum, arap saçına döndü çünkü kitabın sonu. Yine de heyecanla Rus mitlerinin, Slav perilerinin, o coğrafyadan çıkmış bütün doğaüstü canlıların peşinde kar ve buzla kaplı Rusya’da, St. Petersburg’da yürüttüğü; bütün o efsanelerin peşinde beni Google’un ağlarına düşürdüğü için Ölümsüz’ü, ısınamadığım sonu nedeniyle yakıp yıkmayacağım. Türle tanışmama vesile olan Monokl Edebiyat sağ olsun, eminim çok daha iyilerini de basacaklardır.

Ve ahlak, kişinin ulusundan ziyade midesinin durumuna bağlıdır.

“Kadınlar zulmün zincirlerini çıkarıp atmak zorundadırlar benim küçük süt buzağım. Ayrıca bu tür şeyler sadece damadın rahminle ilişkiye girmesine düğünden bir yıl önce izin vermediğin takdirde işe yarar. Bir kez izin verirsen ateş kuşları şöyle dursun, damada ocak külünü bile dışarı attıramazsın. Bana soracak olursan ürkütücü yaratıklar. Yanan dışkı dolu asabi çuvallar… Hiç onları yiyen birini gördün mü? Ellerinin su toplamasıyla ve çektiğin çileyle kalırsın. Bu hem kocalar, hem ateş kuşları için geçerli.”

“Evlilikte en büyük erdem alçakgönüllüktür. Alçakgönüllüysen neyin peşinde olduğunu asla fark etmezler!”

Hem evlilikte hem de savaşta, insanların söyledikleri şeyleri kek dilimler gibi küçük parçalar haline getirip sadece hazmedebileceğin kadarını yemelisin, dedi bana sonradan. Şu bilgelik taslayana da bakın hele, dedim. İki kocam varsa dört kat daha akıllı olmak zorundayım, diye cevap verdi. 

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑