Ölen Hayvan / Philip Roth

Ölen Hayvan, Philip Roth’un Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan kitabı. Ben ilk baskısını (2007) okudum. Çeviri Can Kantarcı’ya ait.

Philip Roth ile tanışıklığım Portnoy’un Feryadı ile olmuştu, takribi 15 yıl önce. Çok sevmeme rağmen iki kitabı arasına bunca yıl girmesine izin vermem enteresan olmuş, hele de yazarın Amerikalı olduğunu ve kitabını sevdiğimi hesaba katınca Tom Robbins gibi bir örnek olmamasını kendi okuma serüvenim açısından üzücü buldum. Arayı kapatmak üzere Roth kitaplarını kitaplıkta öne aldım. Bu girizgaha rağmen Ölen Hayvan’ı seksist, acımasız ve sinir bozucu bulduğumu da söyleyeyim peşin peşin!

Çiçek çocukları, hippileri kendi azgınlığına, doymazlığına alet ederek ailesini terk eden ve seçtiği yolu meşru göstermek adına her türlü enstrümandan yararlanmayı mubah gören David Kepesh isimli bir akademisyenin torunu olacak yaştaki kızlara duyduğu erotik çekimin kısacık öyküsü Ölen Hayvan. Entelektüel birikimi, akademisyenliği, televizyon programı ve yetenekleri sıkça anlatılarak cilalanan Kepesh 20’lerinin başında koca memeli Consuela’nın elinde oyuncak olunca öyle haince bir zevk aldım ki okuduğum kitaptan, anlatamam! “Beter ol seksist domuz!” demiş bile olabilirim. Roth’un amacı bana bunu söyletmek değil; bilakis Kepesh’i anlamamı, hissetmemi ve mümkünse (!) onu yargılamamamı istiyor. Elbette istediğini yapmıyorum zira Kepesh irili ufaklı versiyonları ile toplumda zaten sıkça karşılaştığım ama kendilerini asla bu kadar açık etmeyen, işe yaramaz pek çok insanın portresi gibi. Çocuğunu, genç yaşta kadınlarla sevişebilmek uğruna geride bırakan bir baba müsveddesinden başka bir şey değil. Hayat çok güzel, evet. Zevk odaklı yaşamak da eğlenceli olabilir ama bir çocuğun dünyaya gelişine sebep olduğun anda odağını değiştirmen gerekir. Aynı bencillikle ya da bireysel bakış açısıyla yoluna devam edemezsin. Etik, ahlak, sorumluluk bizi iki ayaklı canlılardan ayıran erdemlerden sadece birkaçı. Hepsinden sıyrılırsan, genç ya da yaşlı olman fark etmez, yılanın ardından bıraktığı gibi sadece kılıftan ibaret olursun. İster semavi bir dine ya da olmayanına inan, ister hiçbir şeye inanma; yine de insan olmanın sırtına yüklediği sorumluluğu böyle çirkince, umursamazca sırtından atamazsın.

Kepesh geride sadece bir çocuk bırakmıyor, çamurlu ayaklarıyla kadın evrenine de giriyor ve kadınlara dair yığınla pislik saçıyor ortalığa.

Kişinin kuşkuculuğu, kinizmi ve genellikle kişiyi kitlesel hareketlerin dışında tutan kültürel ve politik sağduyu, yararlı bir kalkandı. Ben herkes gibi uçmuş durumda değildim ve öyle olmayı istemiyordum da. Benim için iş; devrimi o anki teçhizatından, patolojik tuzaklarından, retorik anlamsızlıklarından ve insanların kendini pencerelerden atmasına neden olan famakolojik dinamitten ayırmaktı, işin en kötü taraflarını esgeçmek, bu fikri yakalayıp kullanmak ve insanın kendisine şunu demesiydi: Bu kendi devrimimi yaşamak için ne kadar büyük bir şans. Rastlantısal olarak şu yılda değil de bu yılda doğmam yüzünden ne diye kendimi dizginleyeyim ki?

Kepesh’in cinsel devrimini gerçekleştirmek için çiçek çocukların savunduğu pek çok şeyi hallaç pamuğu gibi atıp aradan bulduğu üç beş kırıntıyı kendi yararına yontması, üstelik de bir devrimi sadece bu yol için kullanmak üzere aşağılaması; devrimin diğer çocuklarını sefil, bilinçsiz bir güruh olarak görmesi de cabası. Adamın kalbine giden yollar öylesine çürümüş ve kokuşmuş ki seçtiği yolu meşru kılmak için kullanmayacağı hiçbir şey yok.

… Bütün bu konuşmalar! Ona Kafka, Velasquez gösteriyorum. İnsan bunu niye yapar? Eh, bir şey yapmalısınız. Bunlar dansın tülleri. Baştan çıkarmayla karıştırmayın. Bu baştan çıkarma değil. Sakladığınız, sizi oraya getiren şey, saf şehvet. Tüller bu kör güdüyü örtüyor.

Salome’nin tülleri bile Kepesh’in elinde oyuncak oluyor. Baştan çıkarma değilmiş! 62 yaşında bir dedenin 20’lik narsist çıtırı yatağa atma girişimi baştan çıkarma olmayacak da, ne olacak!

Kepesh’in ilgi duyduğu yarı cahil, bütün bir kitap boyunca memeleri kafasından daha çok yer tutacak şekilde kendisinden bahsedilen Consuela da benzer bir tiksinti yaratıyor. Philip Roth’un cinsiyetçi yaklaşımı da tam olarak burada devreye giriyor. Kepesh’in karşısına Consuela çıkana kadar kim bilir nasıl cevherlerle de yolu kesişti ama Roth bize kadın evrenini Kübalı, kitap boyunca beynini kaybeden, sonunda da beyni yerine geçen organlarını kaybeden biriyle sunuyor.

…ancak ona göre kültür başka her şeyden daha önemli ve harikulade. Empresyonistleri büyüleyici bulan da o, ama Kübist bir Picasso’ya-her zaman asap bozucu bir şaşkınlık hissiyle- uzun süre eserin fikrini bütün gayretiyle anlamaya çalışarak bakması gerekiyor. Orada öylece durmuş şaşırtıcı yeni heyecanı, yeni düşünceyi, yeni hissi bekliyor ve bu beklentisi gerçekleşmediğinde, yetersiz ve eksik olduğu için azarlıyor kendini. Yetersiz ve eksik ve… Ne? Ne eksikliği olduğunu bile bilmediği için de azarlıyor kendini. Modernizm esintili eserler sadece kafasını karıştırmakla kalmıyor, aynı zamanda kendisiyle ilgili bir hayal kırıklığı da yaratıyor onda. Picasso’nun onun için daha anlamlı hale gelmesini, belki onu dönüştürmesini çok isterdi ama dahiliğin önüne çekilen ince perde görüşünü kapatıyor ve onu belli bir mesafede tapınır halde tutuyor. 

Ölen Hayvan, başlangıçta zevkli ancak hızlandıktan sonra ufak çaplı bir mücadele etme hissiyle okuduğum bir kitap oldu. Philip Roth’u, karakterlerinden nefret ettirme işini bu kadar kısacık bir metinle bile başarabildiği için okumaya devam edeceğim. Cinsiyetçi olanın Roth mu, Kepesh mi olduğu sorusunu da bir an bile zihnimden çıkarmayacağım.

Kitap Elegy adıyla filme de alınmış, hatta ben bu filmi 2008’de izledim ancak aradan geçen 7 yılda kitapla film arasında bağlantı kuramayacak kadar unutmuşum filmi. Belki de Ben Kingsley, David Kepesh rolünde kitaptaki kadar acınası değildi de aynı oranda nefret hissettirmedi bana ve unuttum. Kitabı okuduktan sonra ne Penelope Cruz’ü Consuela rolüne yakıştırabiliyorum, ne de fena halde karizmatik Ben Kingsley’i Kepesh rolüne!

Latest Comments
  1. elif |
    • Selin Seçen |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑