No One Knows About Persian Cats

no-one-knows-about-persian-cats-posterNo One Knows About Persian Cats, 2009 İran yapımı.

47. Altın Portakal Film Festivali’nde kaçırıp da izleyemediğime üzüldüğüm filmlerdendi, yoksunluklar ülkesinde müziğin peşinde kendilerini ifade etmeye çalışan gençlerin hikayesi. Hakkında fazlaca yazı okuduğum için beklentilerim artmış sanırım. Dahiyane bir sinema örneği beklemeye başlamışım, o yüzden de bir miktar hayal kırıklığına sebep oldu aslında derin bir hikayeyi yüzeysel anlatmaya çalışan bu film.

Yerin 3 kat altında (ki bunu kesinlikle gerçek anlamıyla kullandım), otoban kenarlarındaki çok katlı inşaatlarda, çatı katlarındaki izbe küçük odalarda ve en yaratıcısı, ağıllarda müzik yapmak için uğraş veren; modern bir köy izlenimi veren İran’ın saçmalıklarla dolu yasaklarıyla başetmeye çalışan bir grup insanın hikayesi bu. Filmde şarkı söyleyen çoğu kadının yüzünü sadece flu şekilde görmemizin nedeni de aynı yasaklar. Kadın sesine izin verilmiyor, yarattığı cinsel çağrışımlar(?) nedeniyle ve şarkı söyleyeceğim diye ayak direyenler de sıklıkla hapse atılıyor. Bu şartlarda yaşayıp giden iki gencin Avrupa’ya gitmek, orada albüm çıkarmak ve konser vermek üzerine hayalleri ile; o hayallerle aralarında duran pasaport, vize problemlerini çözmeye çalışmalarını izliyoruz.

Genelde dar mekanlar kullanıldığı için çekim açıları da insanın içini bunaltan cinstendi, seyrederken o fluluk ve bir yere sıkışıp kalıyormuş hissi filmde beni en çok rahatsız eden şey oldu. Ayrıca pek çok yeri hayal gücümle doldurmaya çalıştım, keşke devlet görevlilerinden biri olsaydı (cd’lerden dolayı ortaya çıkan monoloğa şapka çıkardığım kısmı unutmadım) ve bizim askerler gibi “yassah hemşerim” deseydi, inandırıcılığı artacaktı gözümde bütün o yasaklamaların. Bu haliyle sadece bir tarafı gördük, o tarafın şikayetlerini dinledik, yasak olmasına rağmen batıya has bütün o müzik aletlerinin ülkede cirit attığına tanık olduk ama baskıcı tutumun diğer unsurunu sadece hayal ederek seyrettik filmi. Çekim için izin alamamış bir yönetmenden bahsettiğimizi biliyorum. Olsun. İçinde yaşadığı gerçekliği sunarken fazlaca içselleştirdiği için dışarıdan da öyle göründüğünü düşünen bir adamın işi gibi duruyor. The Stoning of Soraya M.’de olduğu gibi kör kör parmağım gözüne yaklaşımını böyle durumlarda kucak açarak karşılıyorum.

7/10.

Etiketler:,

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑