New Orleans Cinayetleri / Ray Celestin

new orleans cinayetleri ray celestin instagramNew Orleans Cinayetleri, Ray Celestin’in polisiye türündeki kitabı. Ben Esen Kitap’tan çıkmış ilk baskıyı (Ocak, 2015) okudum. Kitabı D. Kemal Tarım dilimize kazandırmış.

New Orleans’ın meşhur baltalı katiline American Horror Story‘de rastlamıştım ilk defa. Jessica Lange’in canlandırdığı manyak karakter ile bir arada muhteşem ikili olmuşlardı. Diziyi izlediğimde mevzunun bu kadar gerçek olduğunu anlamamışım demek ki, New Orleans Cinayetleri’ni okumaya başlar başlamaz gerçek katilin, gazetelere yolladığı gerçek mektup ibaresiyle şaşırdım. Meğer The Axeman hakikaten varmış ve cazın başkenti New Orleans’ı bir yıldan uzun bir süre terörize etmiş. Kimmiş ve kimleri öldürmüş diye merak edenleri kısa bir bilgilendirme yazısı için şuraya alayım.

Kitap kapaklarına zaafım var, hal böyleyken bu kapağı esgeçmem mümkün olmadı elbette. İtalyan usulü giydirilmiş bir iskelet ama elleri hala insan, üstelik kan gölünün ortasında duruyor, purosu ve eldivenleri ellerinde. İşte mükemmel bir Axeman tasviri!

Kitaba 1918-19’da New Orleans’ta pek çok isanı öldürmüş ancak asla bulunamamış Baltacı’nın mektubuyla başlıyoruz. Ray Celestin sadece bu gerçek mektubu aşırmakla kalmamış; döneme ışık tutmak için hem şehri, hem ırkçılığı, hem de mafyanın yeni yeni kök salmaya başlayan gözükaralığını bütün detaylarıyla romana yedirmiş. Bu açıdan tatsız tuzsuz pek çok polisiyeden ne kadar farklı bir kitap olduğunu daha ilk sayfalardan belli etmeye başlıyor. Kentte korku içinde yaşayan siyahiler ve öldürülen çoğu İtalyan-Amerikan beyazlar… Olanca beyazlığına rağmen zenci bir kadınla evli polis Michael Talbot, Talbot’un taktığı (haklı) çelme ile hapishaneye düşmüş ve çıkar çıkmaz da mafyanın üst birimleri tarafından Baltacı’yı bulma görevi verilmiş Luca D’Andrea ile melez, meraklı, heyecanlı ve dedektiflik bürosunda çalışan Ida ile arkadaşı Lewis Armstrong (sadece isim benzerliği olmasa gerek).

Baltacı’nın peşindeki 3 kişi, dönemin ve şehrin pek çok farklı yönünü görmemizi ve acımasızlığı tam olarak anlamamızı sağlıyor. Katilin kimliğine yaklaştıkları her dakika kendi hayatlarını tehlikeye attıklarından yahut kişisel tarihlerinde ciddi değişiklikler yaşayabileceklerinden bihaberler. Baltacı’nın öldürdüğü her adam ise onları hayatlarının dönüm noktalarına yaklaştırıyor, belki de hayatlarını birbiriyle kesiştiriyor.

İçinden müzik geçen kitapları severim. Gözümde canlandırdığım şeylere bir de kulağımdaki sesler eşlik etmeye başlar. New Orleans Cinayetleri’ne dair tek ciddi eleştirim bu olacak sanırım. Biliyorum, bu bir polisiye, yine de cazın böyle baştacı edildiği, hatta katilin bile dışarıya caz sesi taşmayan yerlerdeki insanları öldüreceğini söyleyerek insanları tehdit ettiği bir dünyada, müziği daha “canlı” algılayabilmek isterdim. Bu haliyle sadece fonda çalıyor, hatta sıklıkla sesi kesiliyor; ağırlığını hissedemiyorum. Kitaptan aldığım zevki az da olsa azalttığını itiraf etmeliyim.

Güzel bir polisiyeyi, üstelik özenli bir çeviri ile okumak isterseniz New Orleans Cinayetleri’ne mutlaka göz atmalısınız.

(Yakın bir zamanda motosikletle ile küçük bir seyahate çıkacağım. Bu yazıyı da yol hazırlığı yaparken dizdiğim eşyaların arasında yazdım, haliyle kitap da hepsinin tam ortasına düştü. Yanıma alacaklarımın ciddi bir kısmını güvenlik gerekçesiyle taşıyacağım düşünülürse de bu kitaba yakıştı galiba ortam. Alarmlar, şok cihazları, biber gazları… Dünya Baltacı’nın yaşadığı zamanlardan çok daha kötü durumda ne yazık ki!) 

Etiketler:,

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑