Mumsema Han / Hakan Karakaşoğlu

mumsema han hakan karakasoglu instagramMumsema Han, Hakan Karakaşoğlu’nun Sel Yayıncılık’tan çıkan kitabı. Ben ilk baskısını (Haziran 2015) okudum.

Hikaye okumaktan gerçekten yoruldum. Öyle çok yeni yazar ve öyle çok ilk öykü kitabı var ki artık, aralarında gerçekten iyisine rastlamak gün geçtikçe zorlaşıyor. Hal böyle olunca 3-5 sayfadan ibaret kısa kısa, birbirinden kopuk, “Cihangir’de bir kafede oturdum, insanları seyrettim ve yazdım” kitaplarından sıdkım sıyrıldı. Klasiklerden, bilindiklerden ve garanti mutluluklar vaat eden, zaten halihazırda sevdiğim yazarlardan vazgeçip risk alıyorum bazen. Bunu yaptığımda okumayı tercih ettiğim şey ise yeni yazarların ilk romanları oluyor artık. Sel Yayıncılık bu konuda radarımda bir süredir. Mumsema Han’ı da Hakan Karakaşoğlu’nun ilk romanı olduğu ve Sel’in o güzel asteriskini taşıdığı için okumak istedim.

Tahtakale’nin ara sokaklarında, tezgahlarında top top kumaşların sergilendiği dükkanlardan alışveriş yaptınız mı hiç? Adem o dükkanlara kumaş temin eden bir toptancıda ayak işleri görüyor. Çocukken geçirdiği bir kaza sonrası beynindeki tat ve koku almadan sorumlu bölge hasar görmüş; hayatını bazen zorlaştıran, bazen kimsenin fark edemeyeceği kadar kolaylaştıran bir engelle yaşıyor. Aynı kazada ailesini de kaybetmiş. Hayata dair tek bir amacı var ama biz bunu bilmiyoruz, büyük bir planı olduğuna dair bir vurgu var kitabın başlarında, patronuna çıldırsa da sesinin çıkmaması trafik kazasına sebep olanın patronu olduğu zannını yaratıyor okurda. Türk filmi gibi, yıllar sonra adamı aramış bulmuş, yanında çalışmaya başlamış ve öcünü almak için doğru anı bekliyor gibi. Bir de Erhan’ı var tabii. Akşamları ekmek arası kavurma ile bira alarak ziyaretine gittiği, diyalogdan çok monologa benzer iletişimleri nedeniyle daha kitabın başlarında buradan bir şey çıkacak dedirten arkadaşı. Kitapla ilgili ters köşe yorumlarına bu nedenle katılmıyorum, zira bir kez falso veriyor ve Erhan’ın sesini duyuyoruz, haricinde hiç konuşmayan bir kahramandan bahsediyoruz. Romanın diğer kahramanları ise kendi sesiyle konuşuyor; Erhan gibi, Adem’in sesini kullanmıyorlar. Ben var olmadığını, Adem’in Erhan’ı zihninde canlandırdığını düşünmüştüm, eh çok da haksız değilmişim.

Bir de Eylül’ü var Adem’in. Ter kokup kokmadığını bile anlayamayacak durumda olduğu için saçak altlarından yürüyerek caddeye vuran güneşten kendini sakındığı ama karşı karşıya geldiklerinde nutkunun tutulduğu, fakat kumaşçıda tezgahtar olarak çalışan Eylül’ün bir nevi ermiş(!) olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalınca birden kabak çiçeği gibi açıldığı, hatta ondan beklenilmeyecek kadar kötü şeyler yapmaya başladığı hayatının yeni rotası yahut hedefi. Öyleki zikir çekilirken Allah yerine, Eylül dökülüyor Adem’in dudaklarından. Zikir mi? O da nereden çıktı?! Peki nereye bağlanacak? Bilmiyoruz. Bu kısımları Karakaşoğlu kendine saklamış, tıpkı patronu ile ilgili uyandırdığı şüphenin altını doldurmadığı gibi tarikat ve Adem’in onların dinsel ayinlerine katılışının da ne yazık ki tutarlı bir başı ve sonu yok. Gönül ikna edici bir yerlere bağlanmasını arzuluyor ama Adem’in yaşadığı tuhaf olaylar silsilesinde kendine yer bulmaktan başka bir amaca hizmet etmiyor.

Dili tertemiz Hakan Karakaşoğlu’nun; o yeni, ağdalı, betimleme yaparken bile kelime uydurmaya çalışan popüler dil hareketinden etkilenmemiş hiç. Cümlelerinde hiç pürüz yok, 197 sayfalık kitap bir okuyuşta bitecek denli akıcı. Hal böyle olunca kurgudaki boşluklar; altı tam olarak doldurulmamış, derinliksiz kimi karakterler ve başı ile sonu eksik kalmış, gelişme bölümüyle yetinmemizi istediği kimi olaylar okumanın tadını biraz kaçırıyor. Ama… Bu güzel bir “ama”. Hakan Karakaşoğlu’nun yazdığı bir sonraki romanı da okurum; zira tarzını, sadeliğini, sakin sakin akıp giden anlatım şeklini sevdim. Kitabın yarattığı hava, Hakan Karakaşoğlu’nun kaleminin rengi ilk kitabın şanssızlığının üstesinden gelecek kadar umut vaat ediyor. Bir sonraki kitabında kurguda bu kadar boşluk olmaz ve çok daha sağlam bir hikayeyle döner belki, ben de yeni ve pırıl pırıl dili olan bir yazarla tanışmış olurum.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑