Mantissa / John Fowles

Mantissa John FowlesMantissa, John Fowles’in Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan kitabı. Ben 2001’deki ilk baskısını okudum.

John Fowles’le tanışmam, yıllar önce lisedeyken Fransız Teğmenin Kadını isimli kitabının sinemaya uyarlanmış versiyonunu izlememle oldu. Etkilendiğimi ve kitap uyarlaması olduğunu duyunca da okuma iştahımın kabardığını hatırlıyorum. Sonra vakit kaybetmeden art arda dizdiğim Büyücü, Fransız Teğmenin Kadın, Abanoz Kule ve Koleksiyoncu ile külliyatına hızlı bir giriş yaptım. Mantissa ise alındığı günden beri kitaplıkta uslu uslu bekleyenlerdendi, 10 yıldır beklediğini fark edince kendimi ayıplayıp okuyuverdim.

Aslında o ilk şoktan sonra, insanın bir zamanlar olduğu ya da olmuş olabileceği kişiden bütünüyle kopması o kadar da nahoş değildi: Bir şey yapmasının beklenmemesi, yüklerden kurtulmuş olmak, bir tür unutulmuşluk içinde kalmak ama yoklukla tanımlanmak, insanın daha önce hiç görmemiş olduğu bir ağırlıktı ama yine de içini rahatlatıyordu. 

Miles Green bu hislerle uyanır, bir kaza geçirmiştir ya da başına bir şey gelmiştir; ne karısını, ne çocuklarını hatırlar. Şimdi sadece bilmediği, tavanı kadın memesi şeklinde kapitone kumaşlarla döşenmiş garip bir hastane odasında doktoru Delfie ve hemşire Cory ile başbaşadır. İyileşmesi için üstünde inanılması güç bir tedavi uygulanmaktadır. Burada hayal gücünüzü elinizden alıyor ve sizi bilinmezlikle başbaşa bırakıyorum.

“Siz farkında olmayabilirsiniz, Bay Green. Fakat bağırsak boşaltma ve mesane boşaltma eylemlerine gönderme yapan terimlerin kullanılmasının anlamı, kültürel bir tetikleyici sonucu ortaya çıkan cinsel suçluluk ve bastırılmış duygulardır.”

İlginçleşiyor değil mi? Küfreden Miles’a doktorunun verdiği cevap bu. Kısa süre sonra sahne değişecek ve doktor Delfie olarak bildiğimiz karakter Musalar adıyla bilinen tanrıçalardan Erato’ya dönüşecek; elinde liri, aslında hafıza kaybından muzdarip olmayan Miles’a şöyle diyecek:

“Elbette benim için ilahiler bestelemeni, kasideler yazmanı ya da şerefime içki dökmeni beklemiyorum” -liri biraz kaldırarak yana yatırır- “ne de benzer bir şey yapmanı. Hele dünya hala bu kadar az uygarlaşmışken… Böylesine vahşi bir materyalist çağda kimseden fazla bir şey beklenemeyeceğinin gayet iyi farkındayım.”….”Tüm istediğim seninkinin karşısında benim sahip olduğum metafizik statünün az da olsa fark edilmesi.”…”Senin emrine amade, her istediğinde ya da sapık kaprislerin tuttuğunda beyinsiz bir dişi bedene dönüşemem. Unuttuğun bir şey var: Ben kitaplardan fırlama bir şey değilim. Ben fevkalade ölçülerde gerçeğim.”… “Ve de bir tanrıçayım.”

Yunan mitolojisinin Erato’su, sıradan yazarımız Miles Green’in ilham perisine dönüşme bahtsızlığına uğramıştır. Bütün kitap boyunca sıklıkla rol değiştirmelerini; bir yazarın zihninin rutubetli, vıcık vıcık köşelerine sinip planlar yaptığını, ilham perisinin aslında nelerden sorumlu olduğunu/olmadığını, Homeros’u bile etkilediğini okuruz. Erato sıklıkla kendisine biçilen rolü oynar; ilgiye muhtaç, kıskanç, hırslı dişiyi. Miles Green her istediğinde ondan uzaklaşır, onu her ittiğinde ise küçük adımlar ve masumluğu ile yeniden yaklaşır. Aslında olan bitenin hiçbiri Erato’nun elinde değildir. O sadece Miles Green’in çarpık zihninin ürettiği kadın rolünü oynamaktadır. Özbenliği zaman zaman bu role karşı çıktığındaysa faka basan hep yazar olur.

“İstediğin noktaya varabilmeni geçerli kılman için şimdiye kadar olanların başlangıcının gerçekdışı olduğunu anlaman gerektiğine inanıyorum -normal bir anlatımın gelişmesini sağlamak ve bunu değiştirmek istiyorsan, tabii- bu olanları ikimizin arasında geçecek çok daha farklı, daha gerçekçi bir dış bağlama sokabilirdin.”

Erato, onu aptal ve seçim şansı elinden alınmış bir dişiden ibaret kılmaya çalışan Miles’ı bunu yapmazsa yazınında nasıl değişiklikler olacağına dair ikna etmeye çalışır Mantissa boyunca ancak başarılı olduğu anlar sadece Miles’ın üstün olduğuna soru işareti kalmaksızın ikna olduğu; zihninin, bir ilham perisine bile kapalı olduğunu sandığı derinliklerinde gezdiği zayıf  anlarıdır. İlham perisi yine ve her zaman kazanır.

“Bu bir öncelik meselesi. Senin bir putperest olarak yetiştirildiğini biliyorum, elinde olan bir şey yok. Kendini aşan, daha zengin ve daha zor bir alanda bana ilham veremeyeceğini, bunun da elinde olmadığını biliyorum. Aslında, geçmişteki tek deneyimi basit aşk şiirleri yazmış birini seçmem, benim adıma çok ciddi bir hataydı, bunu söylemek zorundayım. Modern roman için asıl aday kız kardeşin Melpomene olmalıydı. Neden onun seçilmediğine şaşıyorum. Ama artık iş işten geçti.” (Erato aşk şiirlerinin ilham perisiyken Melpomene tragedyalara ilham vermiştir.)

Erato, Miles’ın sapkın zihninin ürettiği her şeyi tek tek sabote ettiğinde Miles’ın tanrıçalar nezdinde kadınlara dair ne hissettiğini daha iyi duyarız. Hayal gücü sınırlı bir Musa’ya denk geldiğini düşünür örneğin, sırf kara derili bir hemşireye dönüşüp ona daha ucuz bir haz sunmadı diye. Hatta sığ olmanın kitabını yazarak muhteşem bir benzetme yapar:

Bu, birine Ferrari verip “Saatte yirmi kilometreden hızlı kullanma” demek gibi bir şeydir.
Ya da…
“Gerçek yuvan Parnasus değil de bir papazın evi mi” diye sorası gelir. Ama bu tehlikeli olacaktır.

Bir süredir yeni dönem yazarları okuyup hissettiğim o çiğliğin yerinde şimdi bambaşka, geniş, güneşli ama serin bir his var. Kitaplıkta bir süredir bekleyen kitaplarımı bunun için kullanacağım artık. Bazen ne yazık ki “ne varsa eskilerde var.”

Bir ilham perisi ile yazarın savaşını okumak istemezseniz, yüzyıllardır süren kadın/erkek çekişmesini arayıp bulun kitapta. Tanrıçaya bile hükmetmeye çalışan erkeği, kendisini tamamen adamış gibi dururken bile numara yapan kadını okuyun. Ama algılarınızı azıcık açın. Roman istiyorsanız başka bir kitap seçin.

Bu ilk baskıda kapaktaki illustrasyon Sevinç Altan’a aitmiş, 3. baskıda değiştirmişler, linkte görülüyor, kime ait olduğunu linkteki bilgilerden anlayamadım ama uygunsuz olmuş, bahse konu karakteri ışıklar içinde bir kadın olarak resmetmek kitapta anlatılan neredeyse her şeye ters. Keşke bu görseli kullanmaya devam etseymiş Ayrıntı Yayınları.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑