Machete

Machete, 2010 yapımı.

Robert Rodriguez’in, son 5 yıllık süreçte, Sin City ve Planet Terror’unu büyük bir iştahla seyretmem göz önünde bulundurulursa Machete’yi kaçırmam düşünülemezdi tabii ki. (Bu arada Sin City 2, 2012’ye ertelenmiş şimdi de. Öf pöf!)

Kopan kollar bacaklar, havada uçuşan kafalar, kekin pişip pişmediğini anlamak istercesine bıçaklanan insanlar görmek sizi rahatsız ediyor mu? Korku filmiyse, beni ölesiye rahatsız ediyor ama nedense istismar sinemasında bundan zerre kadar ürkmüyorum. Hadi etkilenmiyorum demeyeyim, hala gözümü kaçırdığım oluyor ama filmin sosu gibi görüyorum bunları. Kill Bill’de Uma Thurman’ın 100 adamı doğradığı, fıskiyeler misali kanın aktığı o ünlü sahne gibi. Neyse, filme dönelim.

Machete, onu bir iş için tutanlar tarafından ihanete uğramış eski bir federal ajandır. (Filmin başında karısını doğruyorlar tamam, peki çocuğuna n’oluyor, ben kaçırdım mı?) Daha önce de ihanete uğradığı için tepesinin tası atar. Kuşağına soktuğu “machete”si ile sokaklarda doğranmadık kafa, kol bırakmaz. Bu ulvi görevi esnasında sürekli yüksek topuklularla arz-ı endam eden, benim oyunculuğundan hiç hazzetmediğim Jessica Alba ve taş gibi vücudu ile Michelle Rodriguez de ona eşlik eder. Filmin sonuna doğru Lindsay Lohan fırlar bir yerlerden, gayet gereksiz bir şekilde. Özel hayatında gerçek bir “loser” iken filmde ulvî(!) bir kahramana dönüşür birden. 9 canlı kedi misali bir türlü ölmeyen Robert De Niro’yu da unutmamak lazım, filme nasıl da yakışmış!

Hasılı, 2. ve 3. filmleri de ümitle bekliyorum. 7/10.

Etiketler:,

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑