Let Me In

Let Me In, 2010 yapımı.

Orijinali olan Låt den rätte komma in, nam-ı diğer Let The Right One In‘i böyle çok beğenip de yeniden çevrimini kaçırmam olanaksızdı. İsveçli orijinalinden bambaşka bir sahneyle açılıyor film. Ne olduğunu bilenler için daha baştan kaybediyor belki de sihrini. Olsun diyor, devam ediyorum.

Yeniden çevrim diyince ben biraz Amerikan sosu, biraz farklı bir bakış, daha başka şeyler bekliyorum. Bir Amerikan filmi içinde Avrupa’ya öykünen sahneler görünce şaşırıyorum o nedenle. Kanlar içindeki havuzu, küçük vampirin aslında hadım edilmiş bir erkek çocuğu olmasının esgeçilmesini, diğer çocuğun babasıyla hastalıklı ilişkisinin detaylarının verilmemesini görünce uyanıyorum. Evet, evet ben birebir kopya edilmeye çalışılmış ama yine de dayanamayıp önemli detayları atılmış bir yeniden çevrim izliyorum. Bir de kör gözüm parmağına, filmin sonunda ufaklığın kaderinin tüm ayrıntılarıyla önümüze koyuluşunu izliyoruz. Hani olur da anlamazsak… Küçük vampirimizin ömrü boyunca yanında gezebileceği insanları nasıl seçtiğini, biri gidince diğerini nasıl bulduğunu vs.

Filmi sevmedim mi? Sevdim. Orijinalindeki Eli ile yeniden çevrimindeki Abby eşit derecede fethetti gönlümü oyunculuklarıyla. Abby’ye, Chloe hatrına bir miktar torpil geçtiğimi söyleyebilirim tabii. (Sen nasıl güzel bir çocuksun öyle!) Ancak… Oskar’ı bön bulduğum yetmezmiş gibi, Owen’ı da sevemedim. Isınamadım. Olay budur belki. Filmdeki çocukla arama koyulan mesafe nedeniyle Eli ya da Abby’i sevebiliyorumdur belki ve anlamaya çalışıyorumdur. Bilmiyorum.

Evet sevdim ancak bunda Chloe’nin payı büyük. Keşke onu daha çok görsek. O olmasaydı yeniden çevrim yerine “bol kan sosuyla kopyalanmış” bu filmi sevmem çok da mümkün olmazdı orijinalindeki o muhteşem havadan sonra. O nedenle 6/10.

Etiketler:, ,

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑