Kapı / Magda Szabo

Kapı, Magda Szabo’nun YKY’den çıkan kitabı. Ben Haziran, 2010’da yapılan 2. baskıyı okudum. Çeviri Hilmi Ortaç’a ait.

Sevgili Leylak Dalı’nın tavsiyesi sayesinde tanışmıştım Magda Szabo ile, ilk okuduğum kitabı da Iza’nın Şarkısı idi. Hem çok sevmiştim Szabo’yu, kullandığı dili, izlediği yolu; hem de çok etkilenmiştim anlattığı öyküden. Bir başka arkadaşımın kitaplığında, baskısı çoktan tükenmiş Kapı’yı görünce hemen aldım ve bir nefeste okuyup bitirdim.

Iza’nın Şarkısı’nda anne kızı, Kapı’da ise ev hizmetçisi Emerenc ile isimsiz Macar kadın yazarı tanıştırmış bizimle Szabo; iki kitapta da aynı iletişimsizliğe ve üslup sorununa vurgu yaparak. Kapı ile ilgili açıklamalarda, kitabın otobiyografik unsurlar taşıdığına değinilmiş, adsız yazara kitap içinde ve sonlarda sadece bir kez Magdus adıyla hitap eden Emerenc de bu tespiti tescillemiş. Zaten Emerenc öyle baskın ve kitaba hakim olan bir karakter ki, bazen yazar kadının varlığını sadece üslup sorunu yaşadığı yerlerde hatırlıyorsunuz, hikayenin seslendiricisi olmaktan öteye gitmiyor ve bu bilinçli bir tercih, üstelik kitabı daha da leziz hale getirmiş.

Kapı’da Emerenc ve yazar arasında gelişen garip bağ, Emerenc’in tuhaf yaşam öyküsü ile birleşince anlamlı hale geliyor. Arkasında saklı kalmak istediği kapı aslında dünyaya karşı savunma duvarı. Kalesini ise askerler değil, kediler koruyor. Kaba saba, acımasız görüntüsünün altında savaşmaktan yorgun düştüğü için saklanan yaşlı bir kadın var aslında. Hikayesi ortaya çıktığında çocuk gibi yüzünü saklamaya çalışan ve bütün burçlar yabancı gözler tarafından işgal edildiğinde pes eden yaşlı, içinde kırılgan ve kocaman bir dünyayla yaşayan; hayatı hep zor yoldan tecrübe ettiği için bildiği tek iletişim şekli hırpalayarak sevmek olan Emerenc var. Hem Iza’nın Şarkısı’nda, hem de Kapı’da mağdur ve suçlu iki ayrı karakter var. İş işten geçmeden suçunun ağırlığını fark etmeyen suçlular, mağduru yitirdiklerinde derin bir vicdan azabı ile boğuşup geç gelen bir aydınlanma ile suçlarını kendi kendilerine itiraf eder hale geliyorlar. Bu izlek, belki de Szabo’nun özyaşam öyküsünden besleniyordur, zira sakıncalı yazar sınıfına girip de öğretmenlik yapmaya zorlandığı bir dönem bile yaşamış ülkesinde. Geç gelen aydınlanma mevzusu iki kitabında da bu denli ağır ve kapsamlı bir yer bulduğu için kendine, hayatını diğerlerinin aydınlanmasının yarattığı vicdan azabını seyrederek geçirdiğini düşündürtüyor bana.

Magda Szabo’nun dilimize çevrilmiş iki kitabı daha var. Yavru Ceylan’ı daha önce edinmiştim, Katalin Sokağı ise sevgili Leylak Dalı’nın hediyesi olarak çoktan kitaplığıma girdi. İki kitapta da aynı yoldan yürümüş olmasına rağmen okumadığım iki kitabına sıra gelmesini hevesle bekliyorum. Altay Öktem demişti, “Okur, yazardan kendini tekrar etmesini bekler” diye. Yazar böyle tekrar edecekse kendini gerçekten hiç sorun değil, 20 kitap daha olsa aynı hevesle okurum. Zira Szabo’nun anlattığı iletişim ve üslup sorunu fazlasıyla güncel ve pek çok açıdan anlatılabilir, kolay kolay tüketilemeyecek bir mevzu. Hele de böyle birbirinden çok farklı insanlar, sınıflar arasında anlatılacaksa… Okuduklarımda kendimi bulmak, kendi çevremden olanı biteni doğrulayan ya da yadsıyan örneklerle karşılaştırabiliyor olmak okuma keyfimi hem arttırıyor; hem de bambaşka bir zamanda yaşayan, üstelik ülkemizde çok da popüler olmayan Macar Edebiyatı’nın nadide parçası Szabo sayesinde buruk bir gülümsemeye sebep oluyor.

Magda Szabo kaçırılmaması gereken bir yazar. Kitaplarına ulaşmak artık pek kolay değil, ancak Nadir Kitap gibi yerlerde hala fahiş olmayan fiyatlara bulmak mümkün. Kitaplarının baskısı çoktan tükendiği için YKY’nin yenilerini çevirteceğini düşünmek safça olur muhtemelen. Belki yeni ve ne dediğini anlaşılmayan genç Türk yazarların öykü kitaplarını sadece bir baskı yapacak şekilde kitap mezarlığına yollayacaklarına, Magda Szabo gibi yazarların kitaplarının yeni baskılarını yapıp bir de reklamla taçlandırırlar. Umut, fakirin ekmeği.

Çevirmeni Hilmi Ortaç’ın şurada bir söyleşisi var. Kitapla ilgili benim kaçındığım detaylar verilmiş, siz de okumak istemezsiniz belki ama enteresan bir detay var söyleşide, Hilmi Ortaç’ın ilk roman çevirisi imiş Kapı. Kitabın dilinin Macarca olduğu ve Szabo’nun -bence- zor ve derinlikli bir dili olduğu düşünülünce takdir ettim Ortaç’ı, ellerine sağlık. 

Bir de kitaptan uyarlama film var. István Szabó yönetmenliğini yapmış ve Türkiye’de festivalde gösterim şansı bulabilmiş nadir örneklerden ancak internetin dehlizinde dublajsız versiyonunu bulmak mümkün olmadı, becerebilen olursa şuradan benimle iletişime geçerse ne mutlu olurum, anlatamam!  

Latest Comments
  1. Serpil |
    • Selin Seçen |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2017 Başa Dön ↑