Kağıt Ev / Carlos Maria Dominguez

kagit ev carlos maria dominguez instagram

Kağıt Ev, Carlos Maria Dominguez’in Jaguar Kitap’tan çıkan eseri. Ben 2. baskısını (Mart, 2015) okudum. Kitabın çevirisi Seda Ersavcı’ya ait. (Kapak resmi ise Cem Ersavcı’ya ait, ki kendisi artık aramızda yok çünkü Türkiye gibi kimsenin kimseye saygı duymadığı trafik koşullarında motosiklet kullanıyordu ve bir kaza neticesinde hayatını kaybetti. Bu güzelim kapağı ve özenli çeviriyi Cem Ersavcı’ya adayan Seda Ersavcı ve ailesinin başı sağ olsun.)

Ah o ilk sayfalar, o ilk satırlar yok mu?.. Yazarın bulduğu için mutlu olduğu, okurun gözüne çarpınca aynı heyecanı yaratacağını hissettiği için olabildiğince vurucu ve saf haliyle daha kapağı açar açmaz karşımıza koyduğu… Suçlu, o ilk satırlar.

1998 ilkbaharında Bluma Lennon, Soho’daki bir kitapçıdan Emily Dickinson’un Şiirler’inin eski bir baskısını aldı ve ilk köşe başında, tam da ikinci şiiri okumaya başladığında bir arabanın altında kaldı.

Böyle başlayan bir kitap, haliyle, fazlasıyla umut verici oluyor. Hemen ardından bir gizemin peşine düşüldüğü de düşünülürse beklenti fena halde yükseliyor. Sonrası ise ithaf cenneti/çöplüğü… Öyle çok yazar ve eserin adı geçiyor ki, bir yerden sonra hissizleşiliyor. Kağıt Ev, daha nitelikli, daha cezbedici bir eser olsa idi; muhtemelen dünyada kitabın içinde geçen yazarlar ve eserleri art arda dizip hatmeden, bağlantılar kuran okuyucu kitleleri yaratırdı. Ancak ithaflar “ne kadar çok yazar adı geçerse o kadar iyi olur” kadar sığ bir hal aldığı için, bir yerden sonra ilgimi yitirdim. Sadece kitabın kahramanı Joseph Conrad’ın Gölge Hattı öyküsü ilgimi çekti ve henüz okumadığım için o öykünün de içinde bulunduğu Üç Deniz Öyküsü adlı kitabı sepetime attım.

Kağıt Ev’i enteresan bir zamanlama ile okudum. Bir ayda 11 kitap okuyabilir miyim acaba, okurum ne olacak ki diye kendimle iddialaşırken ilk kitap olarak Kağıt Ev’i seçmem biraz ürpertici oldu ve zıtlaşmaktan vazgeçip edebiyatın tadını çıkara çıkara okuma düzenime geri döndüm. Kendimi Brauer’in konumuna sokmayacak ve bir savaş yahut akademik çalışma halinde değil; sadece mutlu olmaya, yeni dünyalar keşfetmeye adanmış halde okuyacaktım. Göndermeleri ise ancak bana yeterli merak aşılayabildikleri takdirde merak edecektim. Aksi halde çimentoya gömülen kitaplardan bir farkım kalmayacaktı.

“Siz kitapları raflara diziyorsunuz ve hepsi bir toplam ediyor, ama bu sadece bir yanılsama. Çeşitli konuları takip ediyoruz ve insan bir süre sonra kendisine çeşitli dünyalar tayin etmiş oluyor; ya da şöyle diyelim, kendisine, elindeki izlerden yola çıkarak, bir seyahat rotası çiziyor. Bu, basit bir iş değil. Sahip olmadığımız bir kitaba yapılan göndermeler karşısında duyduğumuz ilgi sonucu kaynakçalarla tamamlanan bir süreç… Kitapları buluyor ve onların bizi başka bir yere götürmelerine olanak tanıyoruz.”

Bana bunu hissettirebilen, o doyumsuz merak hissini uyandıran ve tatmin etmedikçe okuduğumdan tam olarak keyif aldırtmayan nadir yazar var! Michel Tournier en sevdiklerimden biri. Carlos Maria Dominguez ve Kağıt Ev’in ne yazık ki böyle bir etkisi olmadı üstümde. Fikri, girizgahı, olay örgüsünü takdir ettim ancak gidiş yolunu lezzetli bulmadım. Oldukça çiğ, kumlu ve renksiz idi. Kitaplarla arasında hastalıklı bir ilişki bulunan adamın hikayesine ithaf karmaşası içinde ikna olmadım, Brauer’in hezeyanlarını hissetmeyi beklerken olayın negatifini gördüm sadece. Kağıt Ev’i okuduktan sonra “Evet, kitaplara dair böyle hastalıklı bir meyil var, bu kitap da bunu muhteşem anlatmış, çok etkileyici” demedim. Jaguar Kitap demiş ve şöyle bir açıklama eklemiş kitabın sayfasına:

Bu kitabı neden yayımladık?

Gerçek okurlar-özellikle edebiyat okurları- için, bir insanın kitaplar(ıy)la kurduğu sıradışı, fantastik ilişkinin öyküsünü anlatan kitaplar, tadına doyulmaz kitaplardandır. Çoğumuz bir şekilde kitap okuyarak başlarız yaşama. Biraz şanslı olanlarımız bu beraberliği uzun bir süre devam ettirir, ama bu beraberliği sonuna kadar götürmek ise çok az ve daha şanslı küçük bir azınlığa nasip olur. İşte Kâğıt Ev, bahsettiğimiz küçük azınlığa mensup birinin öyküsünü anlatıyor. Kitap okumayanlar için hiçbir cazibesi olmayan bir yaşam bu. Hatta araba, ev vs. almak varken o parayı kitaba harcamak veya evi sürekli yenilenen eşyalarla doldurmak varken kitaplarla doldurmak, bir gün size sırtını dönecek kişilerle ilişki kurmak varken kitaplarla haşır neşir olmak enayilik gibi görünür. “Bırakalım öyle bilsinler,” der gerçek kitap kurtları. Bir eşya ancak daha yeni bir modeli çıkana kadar insanı heyecanlandırır. Ama daha iyisi var -ki hiçbir gerçek okur böyle bir şey demez- diye bir Tolstoy, Proust, Çehov veya Sait Faik kitabını elinden çıkaran bir okur yoktur. O kitaplar onları her daim sevindirir, mutlu eder. İşte kitaplarla sonuna dek yaşamanın ödülü de budur. Kâğıt Ev’i bunları bize çok güzel anlattığı için yayımladık.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑