Iza’nın Şarkısı / Magda Szabó

izanin sarkisi magda szabo instagramIza’nın Şarkısı, Magda Szabó’nun Kanat Kitap’tan çıkan romanı. Ben çevirmenliğini Hakan Tansel’in yaptığı 1. baskısını (Mart, 2008) okudum.

Magda Szabó, sevgili Leylak Dalı‘nın tavsiyesi üzerine tanıştığım ve ilk kitabı itibariyle gerçekten mutlu olduğum bir yazar. Iza’nın Şarkısı, bütün damarlarınıza yavaş yavaş yayılıyor, sizi sıkıştırıyor, nefesinizi kesiyor, en sonunda da kendisinden başka hiçbir şeye yer bırakmayacak şekilde içinizi olanca karanlığı ve etkileyiciliği ile kaplayıveriyor. Kitap bittiğinde kendinizi, “Ne acımasız bir şefkat! Sevgi her zaman bu kadar sahiplenicidir belki de!” derken buluyorsunuz.

Hikaye bir ailenin tel tel dağıldığı, ilk kurşunu atanın ise en başında “ölüm”müş gibi göründüğü bir coğrafyada başlıyor. Hasta baba Vince ölümü beklerken belki de karısını, kızını, eski damadını bir arada tutanın sadece ve sadece kendisi olduğunu; onun varlığı sayesinde insanların yaşayabildiklerini, birbirlerinin katı gerçekliğinden haberdar olmadıklarını hissediyor. Elini tutan hemşire Lidia ise Vince ölürken iyileşiyor, Iza’dan iyileşiyor, bir hastalıktan ayağa kalkar gibi, son mikropları vücudundan atar gibi.

Terez o olmadan işlerini daha kolay hallediyordu, Iza onun yanında gevşeyemiyordu, burada ne Kapitany, ne Gica, ne de Kolman vardı, onun yardımına ya da gerektiğinde sohbetine ihtiyaç duyan kimse yoktu gerçekten. 
Fark etmeden ölmüş olabilir miydi? Farkına varmadan gelebilir miydi ölüm?

İsimsiz annenin sayıklaması bu. İşlevsizleştirilen; doğup büyüdüğü kentinden, içinde yaşadığı evinden, eşyalarından koparılan ve hayatla bağını kaybeden annenin çırpınışı. Herkes için her şeyin en iyisini düşünmek hastalığına kapılmış olan Iza’nın son oyuncağı, hayatlarının ortasına olanca mükemmelliğiyle çöreklenerek acı çektirdiği pek çok insandan biri. Duygulardan arınmış/arınmaya çalışan, ruhsuzluğuyla ışıldayan bir kadının, hayata dair planlarına kesip biçerek dahil etmeye çalıştığı ve mutsuz ettiği insanlardan sadece biri.

Ne babası vardı artık, ne de annesi. Iza kendi kendine bu cümleyi tekrarlayarak, yeni bilenmiş bir bıçağın keskinliğini başparmağın etli kısmında dener gibi, böylesine yabancı bir duygunun üzerindeki etkisini sınadı.

Iza’nın bencilliği öyle kemikleşmiş ki, ölüm anında bile aklına ilk gelen kendi acısı oluyor. Uçurumun kenarına ittiği, hayatını renksiz bir duvara dönüştürdüğü annesi öldüğünde düşündüğü ilk şey yine kendi yalnızlığı… Peki Iza neden böyle biri?

Tanrım, acıyı yuvasından ve dünyadan kovmak amacıyla kendine dayattığı katılıktan ne kadar çok çekmiş olmalıydı! Ne yürek sızlatan şarkıların, ne de insanı yumuşatan hatıraların sarsabildiği o elmas sertliğinden! Aslında bir açıklama, bir referans, şimdiki zamanın bize sorduğu bulmacanın cevabı olmasına rağmen geçmişin bize düşman olduğuna inanan zavallı yaratık…

Iza, hissetmekten korkuyordu. İçinde açılacak kocaman gedikten ve o gediğe düştüğünde başına geleceklerden korkuyordu. Hiçbir şey hissetmemeyi tercih etmek onun bu hayat için seçtiği yol oldu. Aynı yol onu kendi bencilliğine ve buz gibi şefkatine gömdü.

Seni seviyordum, diye düşünüyordu Antal, seni hiç eleştirmeden, bir daha asla sevemeyecek, sevmek istmeyecek kadar sevdim. Ben sana aittim, ama sen benim değildin; kollarımın arasındayken bile benden uzaktın. Bazı geceler seni sarsarak uyandırıp parolayı zorla ağzından almak, sana kavuşmak için nereye gitmem gerektiğini nihayet söyletmek gelirdi içimden. Senin bir bencilden başka bir şey olmadığını, kendini ancak işini aksatmayacak ölçüde verdiğini anladığımda umutsuzluğumun olanca gücüyle hıçkıra hıçkıra ağladım. 

Antal’ın Iza’ya duyduğu sevgiyi, ancak Iza’nın gerçekte kim olduğunu anladığında yaşadığı hayal kırıklığını yüreğimin derinlerinde hissettim. Magda Szabó’nun kalemi bunu yapıyor işte. Kalemin ucunu ince ince batırıyor insanın derisine, kanadığınızı fark ettiğinizde ise artık çok geç oluyor.

Iza’nın Şarkısı göz göre göre kaybedişin, yok edişin ve bilinçsiz ellerde tehlikeli bir silaha dönüşebilecek göstermelik şefkatin hikayesi. Kendi hayatınızla örtüşen noktalar bulabilir, benim gibi ince bir sızı eşliğinde Macar Edebiyatı’nın kıymetli bir örneğini okuyabilirsiniz.

Yazarın bir diğer kitabı olan Kapı’ya dair yazımı da linkten okuyabilirsiniz.

Etiketler:
Latest Comments
  1. Leylak Dalı |
    • Selin Seçen |
  2. özlem akaydin |
    • Selin Seçen |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2017 Başa Dön ↑