Insidious

Insidious, 2010 yapımı.

İtiraf ediyorum, filmi izlememin öncelikli nedeni Patrick Wilson idi. Rose Byrne’ı ise Wicker Park’ta ilk izlediğimden beri gözümde kaybettiği sempatisini tekrar kazanabilecek mi acaba diye ısrarla izliyorum. Anne Hathaway bile başardı, o yapamadı. Bu filmde de niye oynadığını anlamak mümkün değil zaten.

3 çocuklu bir aile. Yakışıklı adam, güzel kadın. Adam öğretmen. (Öğretmen maaşıyla o evi satın mı aldı, kiraladı mı? Her iki şart altında da bu nasıl mümkün olabiliyor?) Kadının ne iş yaptığını ben algılayamadım. Şarkı besteliyordu bir ara piyanoda, sonra bebek telsizini dinlemeye başlayınca kariyeri erkenden sona erdi.

Büyük oğullarına bir haller oldu mutlu mesut yaşarlarken. Komada gibi de, değil gibi de. Doktorlar bile bilemedi. Sonradan anladık ki kötücül ruhlar musallat olmuş. Ruhu astral seyahatte(!) iken bedeni, dünyada kalınca, tırnaklarını bıçak bileme aletinde keskinleştiren kırmızı suratlı ve komik yaratıklar tarafından istila edilme tehlikesi başgöstermiş. Anladınız mı? Anlamadıysanız da seyretmeyin. Cin çıkarma seansı esnasında kadının taktığı maskeyi görüp kriz geçirebilirsiniz. Mars Attacks, can bulmuş gibi. Ciddi ciddi üstelik!

Karpuz filan yiyin, izlemeyin bu filmi. Patrick Wilson için bile izlenmez. 1/10.

Etiketler:,
Latest Comments
  1. Anonymous |
  2. Bir Kadın |
  3. Anonymous |
  4. Bir Kadın |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑