Ikarus / Axel Jensen

ikarus axel jensen instagramIkarus, Axel Jensen’in Dedalus’tan çıkan kitabı. Ben (sanırım) ilk baskısını (2015, Ekim) okudum. Dedalus’un internet sitesinde kitap hala yok ve geçenlerde sosyal medyada 2. baskı anonsunu yaptıkları için elimdekinin ilk baskı olduğuna hükmediyorum. Çeviri Banu Gürsaler Syversten’e ait.

Ikarus, bir yol hikayesi. Kaçtığının ne olduğunu bilmeden yollara düşen genç bir adamın aradıkları yanında kaybettiklerinin, inandığı ve inanmadığı şeylerin masalı. Işıltısını kaybetmiş de olsa umudun peşinde ne aradığını unutarak yürüyen Afrika çölünün ortasında bir Norveçlinin, hepimizin hayatına ucundan kıyısından biraz benzeyen yolculuğunu anlatıyor.

Ikarus, Cezayir’de egzotik bir hikaye anlatıyor olsa idi, batının dilini ve kendinden olmayanı cilalama merakını tatmin eden basit bir kitap olarak kalacaktı. Ama kitabın kahramanı kafa karışıklığını da beraberinde taşıyarak çöle aradığını bulmaya gitti. Axel Jensen yine de dayanamayıp egzotik dansçıyı ve abartılı betimlemesini sokuşturmuş hikayenin içine, olsun, tadından çok bir şey eksiltmemiş. Avrupalının, hem de en kuzeyinden geleninin, Afrikalı çekimine kapılmamasını beklemek safdillik olurdu.

…Büyülenmiş gibi, boğuk sesine kulak veriyorum. Bilincim kadının cüzdanımın peşinde olduğunu söylüyor bana. Ancak bilincim erkeklik gururumun yanında pek de zavallı kalıyor. 

İskandinav ülkelerini daha çok sinemasıyla tanıdığım için karakterleri ve iç seslerini konumlandırmakta güçlük çektim. Nedeninin otobiyografik öğeler olduğunu düşünüp Axel Jensen’in hayatını kısacık da olsa okuyuverdim, sandığım gibi çölde geçen bir ömre dair kanıt bulamadım. Düşünme şeklinin özgünlüğünü yazarın hayat tecrübelerine bağlayacaktım ki önermem kendi kendini imha etti. Demek ki ben Kuzey Avrupa ülkelerini fazlaca idealize etmişim zihnimde; zira çölde develerle dolaşıp da zevkten dört köşe olan Amerikalılardan, egzotik kadın peşinde telef olan Avrupaî cenahtan pek de farkları yokmuş.

“Tanrı bizden yana olmadıkça hiçbir şey meydana gelmez.” dedi. “Bizler Babil kulemizi inşa edebiliriz. Ancak Tanrı bizimle değilse ve bize yardımcı olmazsa neye faydası olur bunun? İçimizde Tanrı sevgisi olmazsa neye faydası olur bunun? İşini zorlaştırıyorsun evladım. Kendine ne çok tuzaklar kuruyorsun. Ama Tanrı hep seninledir. Sadece de Tibet’te değildir Tanrı.”

Buna cevap vermedim. Ben güzel sözlerden ürkerim. Ait olduğum kuşak, Tanrı adını hafifçe gülümsemeden ağzına almaz, ardından da ‘Vay İblis’ diye küfreder. Güzel sözler bizim kuşakta anlamını yitirdi. Tanrı’ya ve kutsala küfretmek de anlamını yitirdi. Hayatımızın içinde eridi ve doğal bir parçası olarak dilimize yerleşti. Ne tükürülecek kutsallık, ne de reddedilecek Tanrı kaldı. Bulabileceğime dair hiçbir umudum olmasa da harikulâdenin peşindeyim ben.

Ülkenizi, doğduğunuz toprağı, alıştığınız her şeyi bırakıp çöle ne için gidersiniz? Ya maceracısınızdır, ya ciddi bir kayıp yaşamışsınızdır, ya da ilahi bir gücün peşindesinizdir. Ne olduğunu bilmediğiniz şeylerin ardında, tüketilmiş umudun peşinde bir ömrü alıp çöpe atmazsınız. Ikarus’un kahramanı yapıyor ama, sonlarla ilgilenmiyor çünkü, keşfedişin kendisine atıyor ağını ve payıma ne düşerse kabulüm diyerek bekliyor.

“Sen yeterince normalsin,” dedi, “bir rahatsızlığın yok senin. İnsanlığı şikayet ediyorsun, ama sen kendi benliğinin yalnızca bir köşeciğinde ikamet etmektesin. Şunu anlamıyorsun, dünyanın daha iyi bir yer olması için yapabileceğin tek şey, böyle soytarıca tepkiler vermemektir.”

Çölün ortasında yaşayan Nerval’in, Ikarus’un kahramanına peşinde olduğu şeyin ne olduğunu anlatmaya çalıştığı bölümleri çok sevdim.

“Yanılıyorsun,” dedi. “İnsanlık için hiçkimse bir şey yapmıyor. Hiçkimse kendinden başkası için bir şey yapamaz. Her şeyi düzene koyacak sihirli bir içecekten bahsetmiyorum ben. …. İnsanlar kendi benliklerinin dışında kaybolup gitmişler. Mesele budur. Altın bulmak için iç dünyalarında, benliklerinde kazılara girişmeleri gerektiğini anlayamıyorlar.”

Alışılagelmiş olandan uzaklaşmak, tecrübe edilmiş ve dayatılan hayat biçimlerinden sıyrılmak herkesin harcı değil. Kimisini yanan kanatlarıyla ödüyor bedelini, kimisi beton bir bloğun içine gömülerek! Ortada kalıp da üstünkörü bir başarıya ulaşabilenler bile diğer iki gruptan daha mutlu.

“… Senin yaşında böylesi bir aptallık yapma şansını yakalayanların sayısı fazla değildir. Önemli olan yaşamayı bi garantiymiş gibi kabul etmemeyi öğrenmen. Hayat acayiptir. Karanlık bir odaya süzülen tek bir ışık hüzmesidir örneğin. Tek başına bir anlamı olmayan, küçük ve her an sönebilecek gibi… Ve söndüğü zaman da bir uçurumun kenarında durmuşsun da birisi seni arkandan itecekmiş duygusuna kapılırsın. Mücadele edersin. Ve ilk kez dönüp kendine bakarsın. Hayatını boşa harcamış olduğunun ayrımına varırsın. Ama çok geçtir artık. Her şeye baştan başlamak istersin, lakin o anda bulunduğun yerden aşağıya itilirsin. Bundan sonrası daimi karanlıktır.”

Ikarus, bulmaya övgüler düzerken aradığının ne olduğunu bilmeden yola düşenlere geçit vermiyor. Önemli olan varılacak yer değildir, yolculuğun kendisidir safsatasına hele hiç prim vermiyor! Aradığının ne olduğunu bilmeye, keşfetmeye en içeriden başlamaya kıymet veriyor, hem de bunu çölün ortasında yaptırıyor bize.

“Burada bulunmaktaki amacın nedir?” dedi kuşku. 
“Gordiyon’un düğümünü çözmek”, dedi umut.
“Yapabileceklerinin sınırını bil”, dedi kuşku. 
“Akıntya karşı yüzeceğim. Ben harikulâdeyi, imkansızı ve deliceyi istiyorum!” dedi umut.
“Yaşa ve bırak yaşasınlar. Ta ki son gün gece olup da senin ışığını söndürene dek bırak günler bir imgeler ırmağı olarak birbirine karışsın, aksın gitsin,” dedi kuşku.
“Ben henüz gencim! Her şeyi yeni baştan inşa edebilirim,” dedi umut.
“İnşa edilen her şey yıkılır. Yaşayabildiğin sürece yaşa, pupa yelken yaşa, kimse ölümsüz değildir çünkü,” dedi kuşku. 
Ve umut, gücünü yitirmeye başladı. Kuşkunun gri hayaletinin ısınmak üzere sığındığı titrek bir alev halini aldı. 

Belki de umut ve kuşkuya dair hayatımda ciddi bir dönemle kesiştiği için bu kadar sevdim Ikarus’u. Axel Jensen’in yarattığı karakterlerin yollarını çizmeleri bana da ışık oldu. Hayatının ortasında serap gibi görünen çöller barındıran okurları mutlu edecek bir kitap. Tüyap’taki fuardan edindiğime mutluyum.

Kitaba dair olumsuz en önemli şey yığınla hata barındırması, bir de çevirenin notu bölümünün zaman zaman okuru aşağılaması! 2. baskıda düzeltilmiştir diye umut ediyorum. Keşke “vaat edilen topraklar”ın bile ne olduğunu açıklayıp yazar burada bunu sembolik olarak kullanmıştır gibi izah eden çeviri notları da biraz azaltılsa…

Bir üstteki paragrafla sonlandırmıştım yazıyı 2 hafta önce, ta ki çevirmeni Banu Gürsaler Syversten bana bir mesajla ulaşana dek. Haklı olarak sitem ediyordu. Çeviriye dair olumsuz görüşüme eşlik eden olumlu hiçbir şey olmadığını ve bunun bir denge sorunu teşkil ettiğini yazmıştı. Bu nedenle yazıyı güncelleme ihtiyacı hissettim ve Banu Hanım’a yazdığım mailin konuyla ilgili parçasını aşağıya ekliyorum:

“Kitabın ara sayfalarında geçen çeviren notları benim okuma zevkimi ne yazık ki yaralıyor. Ikarus örneğinde olduğu gibi zaten konuya vakıf olduğum durumlarda da, hiçbir fikrim olmadığında da aynı şeyi hissediyorum. Çoğunlukla sözlükle, yahut Google açık okuduğum için sayfa altı bölümlerdeki açıklamaları yorucu ve okuma temposunu bölen unsurlar olarak görüyorum. Vaat edilmiş topraklar mevzuu mesela. Yine çok haklısınız, okur bilmiyor olabilir ama bu durumda bu artık onun sorumluluğundadır diyorum ben. Okumak bir yolculuksa, genel kültür onun benzini. Bu yine özelde beni bağlayan bir konu muhtemelen, kim bilir ne çapta okuyucularla karşılaşılıyor da siz böyle bir yol izlemek durumunda kalmışsınız. Yine de hayatın pek çok alanında genel kültürden azade insanlarla yaşayıp bir de meraklı olduğum alanda, edebiyatta onları önceliklendiren yaklaşımla karşılaşınca biraz kırıp dökmüşüm. Üzüldüm, oysaki gerçekten genel olarak sevmiştim elinizden çıkan bu güzel işi fakat anmayı unutmuşum. Siz de iyi ki yazıyı okumuş ve bana ulaşmışsınız, bu yanlışı düzeltebilirim böylelikle.”

 

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑