Haziran 2015’te ne izliyorum/izledim?

unutursam-fısılda-poster

Unutursam Fısılda: 2014 yapımı, Çağan Irmak filmi. Farah Zeynep Abdullah’ı seviyorum, Hülya Koçyiğit gibi yan basarak koşmasa çok da güzel ve ışıklı bir kadın, ancak Bi Küçük Eylül Meselesi filmindeki kadar vahim olmasa da oyunculuğunu abartılı ve yapay buluyorum. Ancak Unutursam Fısılda’yı onun için değil, Hümeyra ve Işıl Yücesoy için izlemelisiniz zaten. Ne kadınlar ama! İkisi de döktürmüş. Film bitince hem Işıl Yücesoy’u, hem de Hümeyra’yı dinledim uzun uzun. Hümeyra’yı hep severdim zaten ama Yücesoy’un o tok sesi ile de mutlu oldum.

 

 

the-age-of-adaline-posterThe Age of Adaline: 2015 yapımı. Blake Lively’i hepimiz seviyoruz, upuzun bacaklarına, yüzüne kondurulmuş gülümsemesine ve saçlarına hayranız, evet, hemfikiriz ama kötü bir oyuncu olduğu konusunda da anlaşalım hadi. Genizden konuşarak 105 yaşında numarası yapmak çok komik! 70 yaşındaki kızının(!) yanında olgun görünmek için kısık sesle tavsiyeler vermek ve gözlerini devirmek pek yerinde bir tercih olmamış. Erkek oyuncu olarak filmde arz-ı endam eden Michiel Huisman ise tam bir hayal kırıklığı. O kadar kıl tüyün içinde yüzünü seçmek zor, Harrison Ford gibi hala fena halde karizmatik olan bir adamın oğlu olduğuna inanmak zor. GOT’un Daario Naharis’i olur belki ama Adaline’e olmamış. Film oldukça vasat.

gone with the wind posterGone with the Wind: 1939 yapımı. Kitabı okuduğumda çocuktum, belki lisedeydim, sonra hemen filmini izledim ve ne kadar etkilendiğimi dün gibi hatırlıyorum. Anı tazelemek istedim, hislerimde haklıymışım, 4 saatlik bu filmi hiç sıkılmadan izleyebilirsiniz. Sonra kitabı esgeçmeyin ama, ondan alacağınız zevk de bambaşka olacaktır. Scarlett’in hainliği, bencilliği ve şımarıklığı günümüz dünyasında ne kadar tanıdık geliyor; gücüne eskisi kadar sık rastlamasak da… Kendi ayakları üstünde durabilen kadınların olumsuz taraflarını hoşgörü ile karşılayacak gücü bulabiliyorum kendimde, geri kalanına aynı anlayışı gösteremiyorum. Üst üste feminist distopya klasmanından kitaplar okuyunca böyle oldum!

 

to kill a mockingbird posterTo Kill a Mockingbird: 1962 yapımı. Bülbülü Öldürmek’i okuduktan sonra ilk yaptığım 62 yapımı filmini de izlemek oldu. Yakın zamanda Rüzgar Gibi Geçti’yi de izlediğim için ve aralarındaki 20 yıllık farkı göz önünde bulundurunca biraz hayal kırıklığına uğradım. Biliyorum, uyarlama senaryo zordur, okuru/izleyiciyi tatmin etmek zordur ama Atticus Finch gibi kitabı yöneten bir karakteri sinema versiyonunda oldukça zayıf buldum. Aynı güce, kızıyla muhteşem diyaloguna ve haksızlık karşısında gösterdiği dirayete inanmadım izleyince. En başarılı canlandırılan karakter ise Scout Finch idi. Gözümde nasıl canlandıysa okurken, izlerken de aynısını buldum. Jem, Calpurnia, filmde esamesi okunmayan hala… Hepsi de kitabın temel taşlarıydı ama uyarlarken geçiştirilmişti.

tomorrowland posterTomorrowland: 2015 yapımı. Eğlenceli film. Fragmanını izlediğimde öflemiştim, dalga geçmiştim hatta ama izleyince hakikaten eğlendim. Özellikle ilk yarısı çocukluğumuzda izlediğimiz Walt Disney filmlerini anımsatıyor. Çocukları da götürebilirsiniz filme. Sinemada izlemek daha zevkli olacaktır. Hele de Cinemaximum Acıbadem Akasya’da izliyorsanız filmi, bir önceki seanstan kalan mısır artıkları içindeki salona 23 lira vermiş olmak paha biçilmez bir deneyim yaşatacaktır size! Ben mi? Çok uzun zamandır gişeden bilet almıyorum, yaşasın fırsat siteleri! Filmdeki favorim Athena rolündeki Raffey Cassidy. Suratsız George Clooney’in ne işi var böyle bir çocuk filminde anlayamadım. Hugh Laurie’nin canlandırdığı Başkan Nix karakterinin monologunu ise sadece çocuklar değil, kendini yetişkin zannedenler de dinlemeli! Film sadece eğlenceli. Tabii ki vasat. Patlamış mısırla karnınız doyar mı?

her-PosterHer: 2013 yapımı. Geçen ay izlediğim Ex Machina’dan sonra, uzun zamandır beklettiğim ve merak ettiğim Her’e sıra geldi. Sakıncası yoksa… Sevmedim! Hatta 2. yarısında ölesiye sıkıldım, film bitsin diye dakikaları saymaya başladım. Vıcık vıcık romantizme sardırmış yapay zeka Samantha ve hayaller aleminde yaşayan kırmızı-pembiş gömlekli, bıyıkları sürekli ağzına giren, pantolonun belini göbeğine kadar çekmiş Theodore içimi açmadı, hayatı ve ilişkileri sorgulatmadı. İzlediğim her vasat Amerikan yapımı filmle hayat ve ilişkileri sorgulayıp aydınlanacak bir hayat yaşamıyorum iyi ki. Filmde sevdiğim tek şey Scarlett Johansson’un sesi oldu, gözlerim onu aradı. Amy Adams’ı böyle mıçmıç, ezik ve ilgiye muhtaç kadın rollerinde izlemekten hoşlanmıyorum. Hustle’daki gibi memelerini açıp gezebilir onun yerine. Her’ü bunca zamandır beklentilerimi arttırarak saklayacağıma izleyip kurtulsaymışım keşke!

Comments
  1. YUSUF KAAN KIR |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑