Hasta Öyküler ve Kulağakaçan / Gökçe Bezirgan

Hasta Öyküler ve Kulağakaçan, Gökçe Bezirgan’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabı. Ben ilk baskısını (2015) okudum.

-Biliyorum tanıştıktan sonra söylemiştin. Ben senin hakkında böyle böyle düşünmüştüm ama öyle değilmişsin, deyişin bile beni heyecanlandırmaya yetmişti. -Derste kitaplar dolusu konuşan sen, iki lafı bir araya getirememiştin. -Bak gördün mü nasıl da hatırlıyorsun işine gelen her şeyi. -Benim hatırlamakla ilgili bir sorunum olduğunu nerden çıkardın? Ben sadece hatırladıklarımda kendimi bulamıyorum. 

Sahi içimizdeki pislik neydi bizim?

Kapak tasarımı bu denli rahatsız edici başka bir kitap olmadı sanırım şimdiye dek kütüphanemde. Öyle çok şey vaat ediyor ki kapak; yazarın söyleşilerinden edindiğim izlenimi de ekleyince okumak konusunda heves ettim bu ilginç isimli öykü kitabını.

Edebiyatın rahatsız eden, didikleyen, taş üstünde taş koymayan yanına meftunum; hastalıklı hikayeler, sıradanın ve bilinenin ötesindekiler, bilinmesine rağmen dillendirmesi kolay olmayanlar… Hepsini ufuk açıcı ve heyecan verici buluyorum. Özellikle de bizim coğrafyamızdan çıkan versiyonlarını! Malum, hastalıklı bir toplumuz ve ne kadar derine gömmeye çalışırsa çalışsın insanlar, bir yerlerden sızacak ve hortlayacak hep o öyküler. Hasta Öyküler ve Kulağakaçan bu hislerle elime aldığım bir kitap oldu ancak bitirdiğimde kapağı gibi kalakaldım. Üstünkörü atılmış bir dikiş, iz kalacak kalmasına da estetik olmayacak, etkileyici olmayacak. Daha iyi yapılsa olmaz mıydı dedirtecek…

Hikayelerin geneline sinmiş havayı birbirine benzeyen pek çok yorumla aktarabilirim. Kudurmuş bir deniz, ancak falezleri dövüyor, sonra sönüp gidecek. Erken sıcaklara aldanan kayısılar çiçeklenmiş ama bedelini ödeyecekler, don vuracak. Ney var elimde ama blok flüte yaraşır bir ezgi çalmaya çalışıyorum. Rahatsız edici olacağım, yaraları anlatacağım ama bunu nedense ameliyat örtüsü altında gerçekleştireceğim demiş Bezirgan. Kalemini sıkı sıkı tutmuş, akıp gitmesine ve yeterince zehirli olmasına izin vermemiş. The Prestige‘i izlediniz mi? İzleyin izleyin, okuduğum kitapta eksik olan şey filmde sihri tamamladığı söylenen şey. “The Prestige” kısmı. Pledge var, Turn var, Prestige yok. Olanlarda da yumuşatılmaya yahut üstü örtülü anlatılmaya çalışılmış. Keşke daha derin kesseymiş yazarı, acıtsaymış, daha kanlı olsaymış. Belli ki böyle bir birikimi var, keşke kendini sınırlayıp İletişim’den çıkaracağına kitabı hedefi daha küçük tutup içindekileri boca etseymiş üstümüze.

23 öykü, 2 ayrı bölüm. Mütemadiyen yükselip alçalıyor, belli bir ritim tutmamış. Umutla okumaya devam ettim, bir yerde yakalayacak beni diye. Olmadı. Sadece kaleminin gölgesinin koyu olduğuna ikna oldum, yeni kitabını okurum Gökçe Bezirgan’ın. Umarım, vaatleri kitap kapağından önümüze döküldüğünde devamını getirecek karanlıkta olur bu kez.

Anahtarlar mı?.. Yeni başlangıçlar için. Kitabın karanlığı içinse şöyle bir tavsiyem olacak, ki kendisi ağustos sonunda final yapan Hannibal dizisinin kapanışında çalan muhteşem şey idi:

Şuraya şunu da ekleyeyim, yazarı kamuya açık şekilde yorum bırakmak yerine yanlışlıkla(?) mesaj atmıştı çünkü.

gokce bezirgan

No Responses

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑