Hanna

Hanna, 2011 yapımı.

The Chemical Brothers eşliğinde acayip şarkılarla dolu enteresan bir aksiyon seyredeceğimi düşünerek beni bile heyecanlandıran bir film varsa, dünyada her şeyin olabileceğine inanırım artık! İnanırım da; böyle bir facianın sinema adı altında vücut bulmasına, ayılıp bayıldığım Cate Blanchett’in böyle bir filmde oynamasına… İşte ona inanamam!

Sarı kafalı, androjen görünümlü bir kız çocuğuyla başlıyor hikaye. Kar örtüsü altında, medeniyetten uzak ve babasıyla birlikte yaşıyor. Babası, onu tipik bir suikastçi gibi yetiştiriyor. Bir de tuhaf bir alet koyuyor önüne ve “buna basarsan Marissa seni bulacak ve sen ya da o ölene kadar asla durmayacak” diyor. 80’lerden fırlama görüntülerin başlangıcıymış meğer o garip alet.

Kızı, medeniyet fakiri olarak yaşamak dürtünce basıveriyor düğmeye. Sonra ortalık karışıyor birden. 110 dakika akıp gidiyor bunaltmadan. Fakat saçmalıklardan ibaret bir kurgu eşliğinde…

Bizim sarı kafa bir deneyin parçasıymış meğer. O deney niye iptal edilmiş, aynı deneyin diğer deneklerine ne olmuş, bu kızcağızı neden ortadan kaldırmak istiyorlar? Marissa’nın dişleriyle ne derdi var? Ajan olmadan önce işkenceci miymiş? Erik rolündeki Eric Bana ince hastalığa filan mı tutulmuş, ne o öyle, bir deri bir kemik ajan mı olur? Fatih Ürek kılıklı manyak kim? Ay of içimi sıkıntı bastı!

Böyle ilgiçekici bir şekilde başlayıp gelişen bir film, nasıl böyle saçmasapan ve apar topar sonlandırılır; ayrıca yeşil topuklu ayakkabılarla ormanda on kaplan gücünde bir kız nasıl kovalanır öğrenmek isterseniz filmi izleyin. İstemez misiniz? Hak veririm.

5/10.

Etiketler:,

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑