Gönül Öyküleri / Guy de Maupassant

IMG_1058Gönül Öyküleri, Guy de Maupassant’ın öykülerinden Haluk Erdemol’un yaptığı bir seçki. Erdemol, özellikle aşk ve gönül ilişkileri üzerinde yazılmış öyküleri tercih etmiş, kitabın adından da anlaşılacağı üzere. Ben öyküleri Alakarga’dan çıkmış, taze taze Eylül, 2014 baskısından okudum. Pek çok Alakarga kitabında olduğu gibi yine kapak resmine bayıldım.

Maupassant’ın sade, sakin, fena halde akıcı bir dili var. Herkesin gördüğünü allayıp pullama gereği duymadan, en çıplak haliyle anlatan; zaman zaman da ahlakçılığın ve dönem gereği cinsiyetçiliğin pençesine düşen öykülerini-yine de!- sevdim.

Öykülerde sıkça karşılaşılan, toplumca övülen ama içi boşaltılmış kavramlara karşı tepkilerden biri:

Bir olumlama mırıltısı yükseldi gruptan. Arkadaşlarının mezarlıkta da olsa bir babası vardı ve bu gerçek, babası olmayan Simon karşısında arkadaşlarını daha üstün bir konuma taşıyarak Simon’u alt ediyordu sanki. Çoğunun babaları sarhoş, hırsız ve annelerine eziyet eden kötü huylu insanlar olan bu haylaz çocuk grubu kendilerini yasal bir düzenin ürünü olarak görüp yasallığın dışında kalan Simon’u ezmek istercesine birbirlerini itiştirerek gittikçe yaklaşıyorlardı ona.

Bir diğeri:

Evlilikle aşkı bir arada görmemek gerekir. İnsan aile kurmak için evlenir ve toplum oluşturmak için aile kurar. Toplum evlilikten vazgeçemez. Toplumu bir zincir sayarsak her aile bu zincirin bir halkasıdır. …… Bak küçük kızım, insan bir kez evlenir, çünkü dünya böyle ister, ama insan yaşamı boyunca yirmi kez sevdaya tutulabilir, çünkü doğa bizi öyle yaratmıştır. Evlilik bir yasadır, anlıyor musun, oysa aşk bizi kimi zaman sağa, kimi zaman sola iten bir içgüdüdür. İnsanlar, içgüdülerimizle savaşalım diye yasalar yaptılar, gerekliydi bu; ancak içgüdüler her zaman daha güçlüdür ve onlara karşı gelmek yanlıştır, çünkü içgüdüler Tanrı’dan gelir, oysa yasaları insanlar yapar.

Kadınla erkeği bir araya getirdiği durumlarda genelde eşitlikçi davranan Maupassant, nedense ikisini ayrı cinsler olarak ele aldığında pis bir cinsiyetçiliğin dibini boyluyor. Kadını şeytan, erkeği insan olmanın da ötesinde üst düzey bir canlı olarak konumlandırıyor. Bütün hikayelerine az çok sinmiş bu durum. Dönemin pek çok safsatasına karşı çıkabilmiş büyük bir yazarı bile esir alabilen bu zırvalığı görünce sinirleniyorum, sanki Binbir Gece Masalları okuyorum. Kadın düşmanlığından istisnasız her yerde nefret ediyorum!

Maupassant’ın dili sade demiştim ya, kitaba başlar başlamaz beni gülümseten bir ayrıntı var, Haluk Erdemol’un yani çevirmenin dili. Kitabın sunumunda benimsediği dili acaba kitabın genelinde de kullanmış mıdır diye korkmadım değil. Neyseki kitap, yazarına uygun olarak oldukça sade. Öyküleri özleyenler için Alakarga’dan güzel bir jest daha.

Etiketler:,
Latest Comments
  1. meltem |
    • Selin Seçen |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑