Gizliajans / Alper Canıgüz

Gizliajans alper canıgüzGizliajans, bir Alper Canıgüz kitabı. Ben İletişim Yayınları’ndan 2014’te çıkmış 8. baskısını okudum.

Alper Canıgüz’ü, Tüyap Kitap Fuarı’nda bir arkadaşım kitabını almamı söyleyene kadar tanımıyordum. Popüler edebiyattan bazen gerçekten çok uzak kalıyorum çünkü her yerde gördüğüm ve methedilen kimi örneklerini okuduğumda her seferinde kendime kızıyor ve vasat yazına “edebiyat” diyen ciddi bir kitlenin olduğunu fark edip sözler veriyorum, bir daha okumayacağım, bir daha kanmayacağım diye. Fuardan aldığım Alper Kamu Cehennem Çiçeği‘ne başlamadan, kapağında Küçük Ayı Takımyıldızı ve kara kedi olan bu kitaba el atayım dedim. İç ses de homurdanıyordu o esnada, “amaaaan kötü çıkarsa, yarım bırakılan diğer kitapların arasına gider en fazla”.

Ama işte öyle olmadı a dostlar. Kimi yerlerini kahkahalar atarak okuduğum, bütününde gerçekten çok eğlendiğim, kıvrak kalemini takdir ettiğim bir adamla tanışacağım varmış meğer. Musa’nın Sanem’e duyduğu aşkı, yahut Şaban’ı öyle gerçek buldum ki anlatamam! Kitabın sürprizini bozmamak için o vahim detayı söyleyemiyorum. İlk gördüğüm sayfada da kahkaha atmıştım ben; okuma zevkinize yazık, hiç bilmeden okuma şansınızı elinizden almak istemiyorum, spoiler canavarı olmama rağmen!

Sır açıklanana kadar, bir numara olduğunu hissediyorsunuz,Musa’nın düştüğü şapşallığa düşmüyoruz hiçbirimiz, ama o sır… Yok artık! Şaban’ın ayağına duyduğu bitimsiz ilgiyi okurken birden girdabın içine düşüveriyorsunuz. Hani hep hızlıydı tempo ama Musa’nın gerçekleri(!) duyduğu ilk andan itibaren at yarışına dönüştü. Her karakter o girdaba girdi, sürünlenmeye başladı ve bizi de kolumuzdan çekip götürdü yanında. Müberra Abla’nın koleksiyonu, görevini tamamladığı esnada başına gelen… Of ki ne of. Hala gülümseyerek yazıyorum detaylarını, okuduğum andaki keyfimi hesap edin!

Kitabın absürtlüğüne dair çok örnek verirsem tadını kaçırırım ama en çok güldüğüm anı yazmazsam da ölürüm:

Kahraman süvari bir hamlede atından aşağı atlayıp Müberra Abla’yı kollarına aldı. Artık başında kepi olmayan bu adama hayretle bakakaldım. 
“Charles!” dedi Müberra Abla.
“Müberra!” dedi Prens Charles.
“Seni her zaman sevdim Charles.” Kız kurusu, gülen gözlerinden aşağı iki damla yaş süzülürken “Saadet… Nihayet!” diye inledi ve son nefesini ömrü boyunca beklediği beyaz atlı prensinin dudaklarına üfledi.

Bu kadar eğlendiğimi anlattığıma göre gelelim diğer önemli mevzulara. Alper Canıgüz’ün öbür kitaplarını okur muyum? Kesinlikle evet! Peki bu edebiyat mı? Kesinlikle hayır! Eli yüzü düzgün, derli toplu bir yazın biçimi; çok eğlenceli ancak 50 yıl sonra niteliğini yitirecek kısa an eğlencesinden başka bir şey değil, zira nitelikli değil. Sunduğu şeyler var, evet ama ne uzun ömürlü, ne geleceğe yatırım yapıyor, ne de vaatleri var. Sirk gibi. Çok uğraşılmış, yetenek var, emek var ama bugün burada, yarın orada, hiçbir zaman yuvası olmayacak ve kahramanları asla hatırlanmayacak. 46 yaşında, kalemi bu denli renkli kullanabilen ve kurguya hakim olabilen bir yazarın 50, 60, 70 yaşında ne yazacağını düşünüyorum. Muhtemelen eğleniyordur yaptığı işle ama dünyada onun yaptığının atası, piri Tom Robbins var. Dede oldu artık, 80 kusür yaşında ve kaleme neredeyse her dokunduğunda harikalar yaratıyor. Atıfları, iç içe geçmiş onca olay örgüsü, absürtlüğü… Hepsi, gariptir ki, anlamlı bir bütün teşkil ediyor ve fena halde edebî vaatleri var. Günümüz Türkiye’sinin absürtlüklerinden beslenmek eğlenceli ama nereye kadar?..

İletişim’den çıkan Türk yazarları takip etmeye devam edeceğim. Emrah Serbes’in hiç hazzetmediğim Deliduman‘ı, Figen Şakacı’nın bolca eleştirdiğim Pala Hayriye‘si yanında Ekin Can Göksoy’un güzel başlangıcı Münhal var mesela. Devamı gelir diye ümit ediyorum.

Görseldeki kutular rastlantı değil bu arada, okuyunca anlarsınız, ben de onlardanım! 

Yazarın okuduğum diğer kitabı Tatlı Rüyalar’la ilgili yazıma linkten ulaşabilirsiniz.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑