Doppler / Erlend Loe

doppler erlend loe instagramDoppler, Erlend Loe’nin YKY’den çıkan kitabı. Ben 2. baskısını (Mart 2016) okudum. Çeviri Dilek Başak Carelius’a ait.

Doppler’in çok güzel bir kapağı var, kapak tasarımı Nahide Dikel’e aitmiş, ellerine sağlık. Kitap önce kapağıyla, sonra pek çok yerde gördüğüm yorumlarla dikkatimi çekti. Konusuna dair fikir sahibi de olunca okumak istedim, fakat ne mümkün! Baskısı tükenmişti, hem de 1,5 ayda! Hal böyle olunca pek çok kitap sitesine alarm koydum ve yeni baskısı yapılınca da ilk işim bu güzel kitabı, beni son zamanlarda en mutlu eden kitap sitesi Eganba‘dan almak oldu.

Kitaba gelince… Pek çok yerde ne üzerine olduğunu okuyabilirsiniz zaten, asıl numarası konusu değil çünkü. Andreas Doppler standart beyaz yakalı hayatının gerektirdiği her şeye sahiptir fakat bir gün tepesi atar, atmasına da güya bisikletiyle düşüp de bulduğu huzur sebep olur, sonra da şehrin hemen dışındaki ormanda yaşamaya başlar. Standart demişken… İçine güzel, başarılı ve çok çalışan bir eş, biri ergen bunalımlı iki çocuk koymayı unutmadınız değil mi? Doppler o ikisini de geride bırakarak kendini ormanın dinginliğine atar ve zerre kadar pişmanlık hissetmez. Ancak tahmin edileceği üzere adama kimse rahat vermez; önce karısı, sonra arkadaşları ve akrabaları derken sürekli taciz atışı altında kalır, fakat pes etmez, tercih ettiği bu yeni hayatı bırakıp da evine dönmez. Mecbur kalıp da evde yattığı bir gün yaşadığı huzursuzluktan sonra doğru yolu bulduğundan daha da emin olur.

Kitabı, pek çok yerde yeterli veri sunmamasına rağmen tatmin edici buldum. Doppler’in neden tepesinin attığını, evde “ciddi” sorunlar yaşayıp yaşamadığını, sosyal beceriksizliklerini hiç düşünmedim. Ne garip… Başka bazı kitaplarda bunlardan birinin eksikliğinde bile ikna olmakta sorun yaşıyorum ama Doppler öyle cuk oturuyordu ki anlatılan hikayeye, neden yaptığı değildi asıl önemli olan benim için, sadece adamın hissettikleriydi. Öncesinde ne hissettiği de değildi üstelik; ormandaki yaşamında yapmaya çalıştığı, görüntüsüne dair kimi detayları gururlandırıcı bulmak yerine onların hayatını zorlaştırdığını düşünmesi, küçük oğlu ile arasında kopmayan bağ, zamansız göçüp giden babasının ruhunu onurlandırma çabası… Hepsi birleşince yaşadığı hayatı bir anda terk edip kimseye de bir şey kanıtlamak istemeyen adam portresi zihnimde tam olarak yerine oturdu. Yaşadığı hayattan bunalıp tek alternatif olarak sahil kasabasına kaçmak isteyen insan sığlığı ile dalga geçtiği bölümlerin de tadı damağımda kaldı. İnsanlara, hayata, ölenlere dair zaman zaman yaptığı tespitler ise kurgunun içinde sırıtmak yahut kurguyu yavaşlatmak yerine tatlının üstündeki dondurmaya dönüştü. Hasılı, yeni çıkan ve beni bu kadar mutlu eden az sayıda kitaptan biri olarak kitaplığımda yerini aldı Doppler. Kitabın bizimle buluşmasına vesile olan YKY ve kitabı Norveççe aslından mis gibi çeviren Dilek Başak Carelius sağ olsun!

… Buradayken ne ben insanlara maruz kalıyorum, ne de onlar bana. Onlar nefretimden ve sivri dilimden korunuyor, ben de onların beceriksizliklerinden ve aptallıklarından korunuyorum. Bu düzen böyle iyi bence. 

Kitapla ilgili güzel bir yazı için buyrunuz.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑