Deux jours, une nuit

Deux jours une nuitDaha kolay okunan adıyla “Two Days, One Night“, 2014 yapımı. 2014 Cannes Film Festivali’nin ağır toplarından biriydi fakat maçı NBC kazandı. Türkiye’de Altın Koza’da gösterim şansı buldu İki Gün ve Bir Gece adıyla. Bittabi başka bir gösterim şansı olamadı, sinemalara düşemedi, çeşitli yollarla izlemeye çalıştık  biz de. (Kasım 2014 güncellemesi: Başka Sinema’da aralık ayında gösterim şansı bulmuş film. Şuradan takip edebilirsiniz.)

Depresyon geçirdiği için işinden uzaklaşan Sandra yöneticisinin golünü yiyip iş arkadaşlarını arafta kaldıkları bir duruma sokar mecburiyetten. Zaten despresyondadır, hayat üstüne üstüne geliyordur, bir de kısacık zaman diliminde işini kaybetmemek için ikna etmesi gereken bir sürü insan vardır.

Böyle dümdüz Fransız filmlerini seviyorum, hoş bu film Belçika-Fransa-İtalya ortak yapımıymış ama ben dili nedeniyle Fransız demeye devam edeceğim. Kurdukları cümleler anlaşılır hiç olmazsa. Öyle Fransız filmleri seyrettim ki, altyazıyı okurken konuştuğum dilden şüpheye düştüğüm oldu hiçbir şey ifade etmediği için. Deux jours, une nuit o grubun dışında. Hiçbir karakterin derinlemesine irdelenmediği, Sandra’nın o işe neden bu kadar çok ihtiyacı olduğu net anlatılmamasına rağmen inandırıcılık sorunu olmayan; bir seçim yapmasını istediği iş arkadaşlarının bazılarının mecburiyetten, bazılarının keyfe keder seçimler yaptığı, bencilliğin dibine vurdukları, yöneticinin tuzu kuru yorumları, sanki oyuncakla oynuyormuş gibi insanları yönetmesi, son dakika kararları vermesi, ustabaşı ile birlikte dişlinin -sadece- daha büyük bir çarkından başka bir şey olmadıkları halde çok önemliymiş gibi davranmaları… Her şey pırıl pırıl, yerli yerinde, üstelik Marion Cotillard sosuyla.

Benim nazarımda filmin en önemli karakteri Manu, yani Sandra’nın eşiydi. En zor durumları, en ümitsiz anları bile, çukurun dibinde debelenirken size uzatılan bir ele sarılarak atlatabileceğinizi bilirsiniz ama ne hikmetse o el çok yakında olmasına rağmen bir türlü uzanmaz size. Uzanmayan el, en yakında duran insanlara ait olunca inciticiliği arttıkça artar, dayanılmaz hale gelir. Öyle ki, bazen çukurun dibindeki çamurdan daha kesif bir karanlık yaratır. Manu çukur diplerini aydınlatma potansiyeli olan adamlardandı. Depresyon geçiren eşe bakıp da “nerede hata yaptım” diye dövüneceğine, bu durumdan onu nasıl kurtarabilirim diye düşünen bir insana denk gelmek bayağı büyük bir şans. Sorun çözülene kadar kendisini ikinci plana atıp asıl mevzuya yoğunlaşmak. Nasıl insanî… Mutlu bitirdim filmi.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑