Dark Shadows

Dark Shadows, 2012 yapımı.

1700’lerde bir cadıya çatan ve bu yüzden sevdiği kadını yitiren, cadıyı sevmeyi reddettiği için de vampire dönüştürülen Barnabas Collins’in 1970’lerde uyanmasını izliyoruz. Döneme adapte olmaya çalışırken verdiği tepkileri komik bulmamak elde değil. McDonalds M’sini Mephistoteles olarak algılamaya, asfalta verilen ilk tepkiye, troll bebeğe bakışına herkes güler. Keşke o herkesin güleceği anlardan daha çok olsaymış dedirtiyor film. Ya da gitmeden önce umduğum kakafoniden azıcık nasiplenseymiş bari, diye hayıflanıyorum ben.

Filmle ilgili en güzel şey şudur:
En son Perfect Sense‘teki mayışık Susan rolüne tahammül edemediğim Eva Green bu filme nasıl da cuk oturmuş, anlatmak kabil değil! Habire savurduğu sarı saçları, muhteşem kostümleri, makyajı… Harika olmuş! Johnny Depp’in yarattığı yetersizlik hissini Eva Green kapatmış. Sinema tarihine öldürmeyip süründüren cazibe olarak geçer mi acaba?
Film çok uzun. Sıkça sıkıldım. Bölük pörçük bir sürü hikaye var. Evdeki doktor, erkek kardeş, daha önce övdüğüm için dünya güzeli haliyle yeniden gördüğüme sevindiğim Chloe Grace Moretz‘e dair hikayelerin hiçbir derinliği yok. Barnabas’ın tumturaklı cümleleri ise bir süre sonra kulak tırmalamaya başlıyor. (Indeed!) Çok fazla beklentiye kapılmadan gidip izlenir, ama ben mutlu olmadım filmle. 5/10.
Etiketler:,
Latest Comments
  1. Mustafa TOK |
  2. Bir Kadın |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑