Birtakım Tuhaflıklar / Alper Beşe

birtakim-tuhafliklar-alper-bese-kapak
Birtakım Tuhaflıklar
, Alper Beşe’nin kitabı. Ben Alakarga Yayınları’ndan çıkmış ilk baskısını (Mayıs 2014) okudum.

Kitabı okurken Mesele Dergisi’nin internet sitesinde, eseri 2014’ün en iyi kitapları arasında gösteren bir yazı çıktı. Ne yazık ki aynı yazıda Pala Hayriye de var, Deliduman da; bloglarda, instagram’da göre göre içimin şiştiği başka diğer kitaplar da. Kitaba dair hislerimin olumlu olduğunu düşünürsek iyi ki ben okumaya başlamadan önce görmemişim o yazıyı, okumazdım ya da ertelerdim uzunca bir süreliğine. Muhtelemen linklerini verdiğim iki kitap kadar, hatta onların onda biri kadar bile satmamıştır Birtakım Tuhaflıklar ama onlardan daha nitelikli bir gelecek vaat ettiği aşikar.

Kabaca iki ayrı gruba ayıracağım okuduğum öyküleri. Hayattan, ilişkilerden kısa kısa kesitler verenler ve bir romana öncülük edecek malzemeyi barındıran, hatta kabına sığmadığı için taşan, daha çok emek isteyen, bunun için yalvaran öyküler. İlk grup size tanıdık gelecek çok şey anlatıyor. Her yerde karşınıza çıkan insanlardan, onlara dair yaşadığınız ama isimlendirmeye çoğu zaman fırsat bile yaratmadığınız, üstüne düşünme gereği duymadığınız sıkıntılarınızdan, onların küçük ve kokuşmuş dünyalarından bahsediyor.

Her zamanki şıklık. Açık renk takımının ceketini dilsiz uşak denen askıya giydirmiş, bayılır böyle nesnelere. Kravatı pembe, kol düğmeleri de. İyice paspal hissediyorum kendimi. İstanbul’a taşındığımı, sonra kuyruğu kıstırıp döndüğümü öğrenmiş. “Dizi işi ne oldu?” diye soruyor olağan patavatsızlığıyla. “Olmadı.” “Reklam ajansını ne yaptın?” “Battı.” Yanıtlarımın netliği karşısında uzatmanın anlamı olmadığını kavrıyor. Mırın kırın etsem, lafı dolandırsam, bu sözleri duyabilmek için elinden geleni ardına koymazdı. Karnını doyurmak için değil, avını çırpındırmak için tuzak kuran bir kedi. 

Çok tanıdık değil mi? Evlenip çoluk çocuğa karışmış olanlar daha bir üst perdeden sorar mesela neden evlenmediğinizi ya da neden çocuk yapmadığınızı. Onları yaptıysanız başka bir delik bulmaya çalışır; parmağını sokup iyice genişletebileceği, altında ne olduğunu görüp zevkten dört köşe olacağı bir delik. Bir şeyin “sahibi” olmak statüsü kazanılmıştır ve tek başına zevki çıkarılamaz, mutlaka edinilememiş bir statüye basma gereği hissedilir, daha yukarıda her şey başka görünüyordur belki. Veyahut caz kulubüne gidiyor olup da hala türkü söylemenin acısı bir türlü dinmiyordur. İnsanın kendini reddetmesi çok ağır bir yük olmalı, Alper Beşe de bu tespiti yapmaktan hem mutlu, hem de mutsuz olmalı ki, sık sık değinmiş aynı yaraya. Hepsinin dibine kadar farkında olan bir insan olarak, okuduğum her satırını daha anlamlı bulduğunu itiraf etmeliyim.

Ancak… Bu öyküler bana anlamlı geldiği için derinliğini hissettim, kitlenin aynı şeyi hissedebilmesi için kalem biraz daha derine batmalıydı, azıcık kan çıkmalıydı, o zaman daha çok etkilenirdim, o zaman daha çok zihin aynı meseleyle bulanırdı. Romana dönüşmesi muhtemel öykülerini okuduğumda fark ettim bu yavanlığı, sanki kolaya kaçılmış gibi. Ben anlıyor ve hissediyorum ama karanlıkta yolumu kolay bulduğumdan, Alper Beşe’nin karanlığı benim için oldukça ışıklı. Ya diğer gözler için?

“İnanabiliyor musun, bana ‘sen’ dedi polisler!”
İnanamıyordum. En fazla boşanma haberi vereceğini düşünmüştüm. Olmadı, genç sevgililerinden birinden ayrılacağını söyleyebilirdi. Ama bunu beklemiyordum. Kelebek olmaya korkan bir tırtılın kozasını dünyadan büyük sanması karşısında susmaktan başka bir şey gelmedi elimden.”

Bir de Gulliver benzetmesinde buradaki gibi gülümsemiştim. Çok incelikli tespitleri var yazarın; bir ucu size de dokunuyorsa hele, okurken mutlu ediyor.

Romana dönmesi muhtemel, nispeten uzun öykülerinde ise kayboluyorsunuz sıklıkla; sonra bir köstebek gibi olmadık bir yerden çıkıveriyorsunuz. İki ucu birbirine bağlamaya çalışırken zorlanıyorsunuz bazen, keşke arasını doldursaydı, hayal gücüme bırakmasaydı, onun kelimeleriyle okumak daha lezzetli olurdu diye düşünürken buluyorsunuz kendinizi. O geniş yatakta, birbirine dokunmaktan imtina eden iki insanın ne kadar başarılı karakterler olduğunu fark edip sayfalarca okumak istiyorsunuz neler hissettiklerini, düşündüklerini. Tamam, roman olmasın, kabul, bari biraz daha uzun olsaydı, tadı damağımda kaldı.

Umut verici bir ilk kitap daha Alakarga’dan, Alper Beşe’nin 2. kitabı çıksa kesinlikle şans veririm.

 

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑