Bilek Kesenler / Etgar Keret-Asaf Hanuka

Bilek Kesenler, Etgar Keret’in Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü adlı kitabındaki son hikaye olan Kneller’ın Mutlu Kampı öyküsünün Asaf Hanuka eliyle çizgi romana dönüşmüş ve Siren Yayınları’ndan çıkmış versiyonu. Ben ilk baskısını (Nisan, 2013) okudum. Çeviri Avi Pardo’ya ait.

Siren’den çıkan kitapları içeriklerine gelemeden önce tasarımları nedeniyle öyle beğeniyorum ki, okumadan önce bir süre evin için geziniyorlar. O ilk renkli sayfa ya da bu örnekteki gibi pırıl pırıl baskı nasıl da gözümü okşuyor. Söz konusu edebiyat da olsa tasarım, kitap adı, baskı kalitesi çok önemli! Artık gazetelerin hediye ettiği kitaplar zamanında yaşamıyoruz ve Siren buna en iyi ayak uyduranlardan biri bence.

Bilek Kesenler, intihar ederek dünyayı terk etmeyi seçmiş insanların gittiği garip bir dünyada geçiyor. Üstelik kendilerini öldürürken tercih ettikleri yol ne yazık ki dış görünüşlerinden belli oluyor. Boğulan birinin derisi gevşerken, domdom kurşunu ile kendini vurmuş bir adamın kafasında kocaman bir delikle gezdiğine şahit olabiliyorsunuz. Bir de Jülyet denilen grup var tabii. Uyuşturucu ya da ilaçla intihar etmiş ve fiziksel olarak hiç zarar görmemiş olanlar… Hikayenin kahramanı Mordy ve yolunun kesişeceği Lihi bu gruptan, Mordy’nin ekürisi Uzi ise silahla kendini vurmaya tercih edenlerden. Desiree… Desiree kim? İşte onu bilmiyoruz. Göreceğiz.

“İlk mi?” dedi Uzi kahvesinden bir yudum alarak. “İnan bana, Mordy, kimse bir şeyin ilkinden ölmez, ölmeyi çok istemediği sürece tabii ki.”

Etgar Keret furyasına şimdilik karşı koyuyorum. Bilek Kesenler hakkında yazmadan önce esinlendiği asıl öykü olan Kneller’ın Mutlu Kampı’nı okudum ve ısındığımı söyleyemem. Fikir harika olsa da sunum tekdüze geldi. Çizgiromanda etkisini hissetmediğim buz gibi dil, çeviriden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama hikayede daha da belirgindi. Okurken ya da izlerken sürece dahil olma derecemin kitaptan ya da filmden aldığım zevki etkilediğini düşününce, çizgiroman güzel ancak hikayeden hoşlanmadım. Hatta aynı adla sinemaya uyarlanmış filmi de izledim ve yaratılmak istenen o soğuk atmosferin hem kelimelerde, hem de görüntülerde beni ittiğini fark ettim. Bu gayet subjektif bir yorum elbette; yaratılan dünya sizi yakalar, içinizde bir yere dokunur ya da yaratıcı gücün büyüklüğüne şapka çıkarırsanız Bilek Kesenler’i sevmeniz olası. Benim problemim Etgar Keret’in diliyle. Kelime oyunları, betimlemeler, derin tespitler, stratejik bir kurgu, kronolojik olmasa da bir akış… Edebiyat için aradıklarım bunlar. Minimalizmi hiçbir şeyde sevmediğim gibi, edebiyatta da sevmiyorum. Edebî birikimin az ve öz sergilenebilen çok az örneğine denk geldim. Etgar Keret parlak bir yazar olabilir, eserleri onlarca dile çevrilmiş ve pek çok takipçi edinmiş olabilir ama benim edebiyat dediğim şeyi yapmıyor sanırım. Birkaç denemem daha olacak, belki yanılıyorumdur. Şurada yazarla ilgili bir röportaj var, benim gibi yeni tanışanlardansanız belki yol gösterir size de.

 

 

Latest Comments
  1. Canan |
    • Selin Seçen |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑