Benim Mutlu Hayatım / Lydia Millet

benim mutlu hayatim lydia milletBenim Mutlu Hayatım, Lydia Millet’in Kolektif Kitap’tan çıkan kitabı. Ben Ekim 2013’teki ilk baskısını okudum.

Hayattaki acımasızlıklar üzerine çok dünüşür müsünüz? Özellikle insanın acımasızlığı üzerine… Kendi türüne, diğer türlere karşı sergilediği ve akıl tutulması yaşatan kimi davranışlara ya da eylemlere şahit olduğunuzda, bunları duyduğunuzda içinizde kocaman bir gedik açılır mı? Ne kadar ağlasanız, ne kadar parçalansanız da geri almaya gücünüzün yetmeyeceği pek çok acıya sebep olmuştur kimi insanlar ve görünüşte size benzerler, bana benzerler. Bu, mesela, korkutur mu sizi? Vahşete sebep olan yaratık ile aynı görüntüyü, aynı mirası paylaşmak, aynı güdülere sahip olmak dehşete düşürür mü? Yoksa o başka bir canlı mıdır gözünüzde? Zihni ve duyguları arızalıdır, ruhu sakatlanmıştır ve bütün kötülüklerinin nedeni bu mudur? Aslında kötülüğü yadsımak, başka yerlerde aramak onun gerçekleşmesine zemin oluşturmuyor mu biraz? Siz yok saydıkça, konuşmaktan kaçındıkça, yumuşatmaya çalıştıkça kötülük başka bir evrenin konusu haline geliyor ve hayatlarınızın orta yerine düşmediği sürece sizi ilgilendiren bir dinamik olmaktan çıkıyor. Çıkmıyor mu? Tecavüz mağdurları ile ilgili, bir dönem ağlayıp sızlamaktan başka aktif olarak görev yapan kaç kişi vardır? Ya da sorumlu vatandaş olup fiziksel şiddet uygulayan erkeğe müdahil olan kaç insan vardır? Cevaplardan önce sorularla ilgileniyorum. Siz kendinize böyle sorular soruyor musunuz hiç?

Bir kitap okudum diye olmadı bu. Bu kitapta anlatılan her şeyin ve çok daha kötülerinin bu “cennet” dünyada yaşandığını iyi biliyorum. “Belki bu dünya başka bir gezegenin cehennemidir” derken Huxley bunu mu kastediyordu acaba? Benim bakmaya kıyamadığım bir Tucan papağanının gagasını kıran insan ile aynı şekilde doğup benzer şeyleri yiyip benzer bir gelişim sürecinden geçip de vahşeti doğasında bu denli hisseden ve hissetmeyen canlılara dönüşmek… Cehennem tam da burası. O yüzden bir cennete inanıyorum. Bu kabusa hapsedilmiş olduğumuzu düşünmeyi reddediyorum!

Benim Mutlu Hayatım, hızlı bir şekilde ilerleyip de girdabın ortasına çekildiğinizi anlayana kadar tam olarak neye bulaştığınızı fark etmeyeceğiniz bir kitap. Bu nedenle daha da pis vuruyor çenenizin orta yerine. Hiçbir şey öğretilmeyen bir hayatın, standartlarla büyütülmüş kitlenin hayatından nasıl farklı olduğunu, iyinin ve kötünün birbirine nasıl karıştığını ama yine de insan zihninin kötüyü defetmek için kendisini bile reddettiğini görüyorsunuz sızlayarak. Küçük bir kız çocuğu savrulurken, zihnini en korunaklı yere kapatıyor. Masumiyetine, cehaletine sığınıyor. Gidecek başka yeri, inanacak başka hiçkimsesi yok. Ayakta durmanın bir yolunu bulmalı ve o yol sadece onun bildiği taşlarla döşeli. Bilmediği, sivri ya da çok ağır taşları sırtında taşıyarak yola oturtmaya çalışıyor. O taşırken siz kırılıp dökülüyorsunuz. Okuduğunuzu yanlış anladığınızı düşünüp satırları habire başa sarıyorsunuz. Hayır, hepsi doğru. Lydia Millet bu nedenle 2003 Pen Amerika Kurgu Ödülü almış. Kim bilir hangi hayatı silkelemiş de bunlar düşmüş eteğine ve yazarken en sade halini kullanıp dümdüz etmek istemiş okuyucuyu. İşe yarıyor, bittiğinde yerle yeksan oluyoruz ama biz kitabın kahramanı kadar masum olmadığımız için ne gökyüzü açılıyor tavanımızda, ne yıldızlar dökülüyor, ne de şeffaflaşıyoruz. Ağır bir darbe alıyoruz sadece.

Taşların kudretli olduğunu duymuştum bir keresinde, mütevazı vadilerin üstünde girinti çıkıntıları ve tüm haşmetleriyle yükselen taşlarla dağların. Çok uzun süre yaşadıkları ve aşağılarda, kendilerinden küçük olan birçok şey öldüğü için bu kadar harikalar. Yani, eğer sonsuza dek yaşayan şey en iyi şeyse, bilekliğim tanrı sayılır. (Hastane bilekliği)

Bayan Ray bana kutuyu nasıl bulduğunu anlattı; kutunun hala durup durmadığını sorduğumda, tüm kutuların bodrum katında saklandığını söyledi. Bodrum katına inip rafların arasında oturdum. Yığınla kutu tepeye kadar uzanıyordu; öyle çok kutu vardı ki, çocukların kutudan çıktığını, hepsinin kendine ait bir kutusu olduğunu zannettim birkaç yıl boyunca. (Kitabın kahramanı sokağa bırakılmış ayakkabı kutusunda bulunan bir bebekmiş.)

Zaten üzüntüm bana hiçbir zaman fazla zarar vermemiştir. Demek istediğim, üzüntünün benliğimi bütünüyle sarmasına izin verirsem bir süre sonra kendimi arınmış hissediyorum. 
Üzüntü, yalnızca kaybedilen anların ve fırsatların etrafında yön değiştiren bir rüzgardır. Ben de kaybettiklerimi mutlulukla hatırlıyor ve eskiden var oldukları için memnuniyetle dolup taşıyorum. En azından bir zamanlar var oldukları için.

Geçmişte şefkatle ilgili birçok kuralla karşılaşmıştım ama gerekçelerini hiç anlayamamıştım. Anlaşılan sınırlı bir şey şefkat, bu yüzden de savrukça paylaşılmaması gerekiyor. Yasalar böyle.

Benim Mutlu Hayatım, Berrak Göçer’in pırıl pırıl çevirisi ile kesinlikle gözden kaçırılmaması gereken bir kitap. Yayınevine şu adresten ulaşabilirsiniz: kolektifkitap.com

Etiketler:,

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑