Bakjwi

thirst-bakjwi-posterBakjwi, 2009 yapımı. Birkaç gün önce vizyona girdi. Ben de evimin rahatlığında Chan-wook Park amcanın hayal dünyasını, fantazmalarını seyrettim.

Vampir filmlerine sardığımı bilen biliyor. Vampirlere dair ne geçse elime izliyorum ve hatta hızımı alamayıp okuyorum. Sonra da titreyip kendime geliyorum, bu okuduklarım da nesi diyerek ortamdan uzaklaşıp entel dantel uğraşlarıma dönüyorum. (Cirque du freak adında bir film izleme gafletinde bile bulundum bu süreç zarfında. Dağlara taşlara!). Bakjwi de adını ilk duyduğum günden beri bu listenin üst sıralarında bir yerde idi.

Filmin İngilizce adı Thirst, Türkçe adı ise Kan Arzusu olmuş. Bu çeviriye yapanlara yine en manidar selamlarımı göndermek arzusundayım. Kan Arzusu’ymuş, hey Allahım…

Kafayı dinle, imanla, dini inançlarına sıkı sıkı bağlı kalarak cennet yolunun kendisine açılacağı ile bozmuş bir rahip abimiz var. Bu uğurda kendisini bile bile ölüme atıyor. Öldürücü etkisi kanıtlanmış olan bir virüsün kendisine zerk edilmesine gönüllü olarak onay veriyor. Beklenen gerçekleşiyor ve ölüyor. E film vampir filmi dedik, bittabi ölmüyor. Verilen kan, hangi manyak vampirin fikri idiyse artık, onu hayata döndürüyor.

Vampir filmi olduğunu algılamamız biraz uzun sürüyor. Eh bu çok da önemli değil, 2 saati aşkın bir yolculuktayız zaten. Çocukluk arkadaşının karısına kafayı takması da aşkmış meğer. Kan arzusu değilmiş. Onun da algılanması zaman istiyor. Kadının kötü olduğunu biz biliyoruz, o bilmiyor. Rahip azıcık saf.

Aslında filmle ilgili söylemek istediğim kayda değer tek şey, izlerken habire kendi kendime konuşmamdı. Rahiple kadının ilk sevişmesi, rahibin kan tükürmesi, kan içmesi… Hepsi ama hepsi rahatsız ediciydi. Rahatsız edici sahneleri izlemekle ilgili bir problemim olmamasına rağmen çabuk geçmelerini dilerken buldum kendimi. Oysa zevk alıyordum. Old Boy’da ne hissetti isem bu filmde de hissettim aynılarını. Hem rahatsız oldum, hem zevk aldım. Film boyunca duyduğum lıkır lıkır kan sesi gece rüyama kadar girdi.Korkutucu değil, sadece rahatsız ediciydi. Güneşin doğuşu… Yine aynı oranda rahatsız ediciydi, bu sefer de kurtulmalarını diledim. Arkadaki gudubet kadının ölmesini dilediğim gibi. Ama bunun tek nedeni yine aynı tiksindirici görüntülerdi. Sırf bu nedenle filmin mutlu(?) sonla bitmesini bile diledim.

Sayıklar gibi yazdığımı biliyorum. Filmi izlediniz mi? Hayır mı? İzleyin, bir de sizi görelim öyleyse! O üçlemeden beri bu kadar gıcık edici ve sevdiğim bir film olmamıştı. Old Boy’u ve Lady Vengeance’i çok önceleri izlediğim için söylüyorum bunu.

Bütün bu garabete rağmen 7/10 vermekte beis görmüyorum. Tek başınıza ve sinemada izlemek yerine evde ve mümkünse sinema konusunda sizin kadar rahatsız edici zevklere sahip bir arkadaşınızla izlemenizi öneririm.

Etiketler:, ,
Comments

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑