Az / Hakan Günday

az hakan gunday instagramAz, Doğan Kitap’tan çıkmış Hakan Günday eseri. Ben e-kitap versiyonunu okudum.

Az, ilk Hakan Günday deneyimimdi. Yıllar evvel aldığım Kinyas ve Kayra kitaplıktan beni seyreder durur da bir türlü elim gitmezdi. Şimdi pişman mı olsam, sevinsem mi karar veremiyorum. Az’dan nefret ettim çünkü! Sırf bu nedenle diğer kitaplarını hiç okumama ihtimalim var ve kendimi kurtarmış sayılabilirim ya da diğer kitapları daha iyi martavalına inanıp kendimi yeniden riske atabilirim. Daha önce de örneklerini yaşadığım üzere muhtemelen ikincisini yapacağım ama sonucun değişeceğine dair kuvvetli bir inancım yok. Zira Az’ı çıkaran kalemden ne bekleyebilirim daha fazla, bilmiyorum, emin olamıyorum.

Az, Türk dizisinden hallice. Zaten muhtemelen kamera ile buluşacak olsa sinemalardan çok tv ekranlarıyla anlaşır gibi duruyor. Zira töre, cemaatler, eli silahlı eski cemaatçiler, gizli servisler, porno sektörü, sadomazo ilişkiler yumağı, küçük gelinler, teröristler, doğuya gidip de kendini öldüren öğretmenler, kızlarından bir çırpıda vazgeçen anneler, baskı altında deliren özgürlükleri ellerinden alınmış kadınlar ve sıralamaya devam edemeyeceğim kadar çok konuyu bünyesinde barındırdığı için şöyle 10 sezonluk bir dizi ancak yeter gibi! Adı Az ya, yanıltmasın sizi, kitapta az olan tek şey sadelik, geri kalan her şeyden okuru yıldıracak miktarda çok var!

İki karakter var, Derda ve Derdâ. Burası bile iç bunaltıcı. Tesadüflere yüklenilmiş olmasını bu denli rahatsız edici bulmazdım o kuru kalabalık olmasaydı kitapta ama her şey öyle yapay ve gürültücü ki, iki ana karakterin adının aynı olması bile batıyor. Şapkalı kız, şapkasız erkek çocuğu. Kitap bir de güzel başlıyor, geceye doğan ışık gibi. Şapkalının kaldığı yurtta ölen kız çocuğunun hikayesiyle hemen yakalayıveriyor insanı. Sonra uzaklaştırmıyor da, yaşadığı bunalımın etkisini dışavurmakta beis görmeyecek hale gelmiş Yeşim öğretmenle devam ediyor. Sonra çocuk gelinler, cemaatçiler, işkenceler, kan revan, çarşaflı Müslüman kadını seksapeli(!), tutarsız İngilizler… Dallanıp budaklanmaya yetişmenin yolu yok, çünkü bu ağacın dallarının ucu bucağı yok. Yazar sıkıştıkça tesadüfle bağlamış o uçları, o da fark etmiş ki kaçıyor ipin ucu. Ancak bana bile, mevzuyu Oğuz Atay’a getirip bağladığı yere kadar “yok artık!” dedirtememişti! Sonraki Oğuz Atay güzellemelerinde yapaylık öyle sıradan bir hale geldi ki şapkasızın bölümlerini atlayarak okudum. Çok yoruldum. 300 küsur sayfalık bir eziyete maruz kalmış gibi hissediyorum kendimi. Sinema gibi de değil ki meret, sevmesem de çok ama çok zor bırakıyorum kitabı elimden.

İlk Hakan Günday deneyimimden zihni yorulmuş, kakafoniden içi şişmiş, edebiyatta sadeliği obsesyon derecesinde seven bir okur olarak karman çorman olmuş vaziyette ayrılıyorum. Kinyas ve Kayra hariç bütün eserlerini e-kitap okuyucuya attığımı ve yollarda okurum diye hayal kurduğumu düşünürsek bu bezginlik hiç de hayra alamet değil. Kitaba güzellemeler yapan okurları da şöyle bir sarsmak istiyorum, ne dediğinizin farkında mısınız siz diye! Sonra durup düşünüyorum. Televizyonlardaki ağa dizilerini izleyen ben değilim ama ciddi bir hedef kitle var ve onların bir kısmı kitap da okuyor. Kime ne anlatayım ki…

Latest Comments
  1. a. |
    • Selin Seçen |
  2. a. |
  3. Canan |
    • Selin Seçen |
  4. Canan |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑