Antabus / Seray Şahiner

antabus seray sahiner instagramAntabus, Seray Şahiner’in Can Yayınları’ndan çıkmış kitabı. Ben Mayıs 2014’teki ilk baskısını okudum.

Leyla’nın 3. sayfa haberlerinden derleme hikayesi için çok uzaklara gitmeye gerek yok aslında. Kapı komşunuz aynı şeyi yaşıyor olabilir, onun üniversite mezunu olması, yahut sarıya boyanmış saçları Leyla’nın dediklerinin aksine onu erkek şiddetinden korumuyordur. Leyla’ların birbirlerinden hiç farkları yoktur işin özünde, hepsi toplumun zehirlediği çarpık yüzlerce düşüncenin ve eylemin kurbanıdırlar sadece; kim olduklarına, nereden geldiklerine, hangi ailenin biricik kızı olduklarına bakılmaksızın.

Böyle bir kitap beklemiyordum açıkçası, o nedenle özellikle ilk yarı beni kötü etkiledi. Erkek şiddetinin rafine edilmiş versiyonuna gecenin bir vakti böyle maruz kalmak, zaten bildiğim her şeyi gözlerimden kusmama neden oldu Leyla’nın konuşma reflüsü gibi.

Evet, bende de konuşma reflüsü var. Yıllardır laflarımı o kadar çok yuttum ki, yalnız kaldı mıydı böyle içimden çıkıyor laflar. Amaan, elaleme konuşup da ne… Dil kesiiik baş selamet. Kocanla iki laf etmeye kalksan ya azar yersin ya da..

Babamlara anlatsam mesela, “Baba, burası medeni bir ülke ama bu kocam olacak beyefendi beni eşşek sudan gelinceye kadar dövüyor,” diye… Aman ben babama ne anlatayım ya, sanki beni bu adama verirken bilmiyorlar mıydı başıma ne geleceğini? Başında baba gibi baba olacak ki anlatasın, herkesin babası bu hemşirenin babasıyla bir mi ki, damadının karşısına geçip “Bu kızı sahipsiz belleme, arkasında dağ gibi babası var,” desin…

İnsan kimse yokmuş gibi yaşamayı öğreniyor.  Madem ki duyup duymazdan geliyorlar, yok sayıyorum ben de onları. 

Leyla’nın insan olarak varlığı o denli hasıraltı edilmiş ki, şiddetin bir türünden kaçış yolu olarak ancak bir başka şiddet odağı geliyor aklına. Her seferinde hem de… Babayı sığınılacak bir yurt olarak görmekten, en azından hayallerinde, hiç vazgeçmiyor. Bir de diğer insanlar var tabii! Seyredenler…

Belki gece yatarken kocanıza-karınıza “Adam da Leyla’ya ne zulmediyor vallahi içim parçalandı,” diye dertlenir, benim kaşım gözüm paralanırken parçalanan içiniz için merhamet toplarsınız. Aileniz de anlar ki siz çok insaniyetli birisiniz. Sonra da insaniyetli insaniyetli zıbarır uyursunuz. 

15 gün önce İstanbul Maltepe’de, sahilde yürüyüş yapan genç bir kız bisikletli bir ahmağın tacizine uğradı, ben de şahit oldum, oturduğum mekandaki yaklaşık 70 kişiyle birlikte. Bir tanesi bile yerinden kımıldamadı; kızı sakinleştirmek, polisi çağırmak, taciz eden hem kızı hem beni yere düşürüp kaçtığı için bir arkadaşının yakasına asılıp polisi beklemek… Yine kadın dayanışması ile bize düştü. Hiç şikayetçi değilim, masama döndüğümde “n’olmuş kızım?” diye cıkcıklayan insanları “kör müsünüz, anlaşılmıyor mu ne olduğu!” diye haşladığım için de hiç pişman değilim. Seyreden olmak ya da olmamak… Bu insanlık meselesi. Sıcak ve konforlu evlerinizde yakılan, öldürülen, erkek şiddetine maruz kalan kadınlar için vahvahlayıp sosyal medyada ağlamak; sonra da sadece seyredenlerden olmak tacizcinin, şiddete başvuranın en önemli destekçisidir. Orman kanunları ile yaşamamızın asıl nedeni, herkesin kendi kurallarıyla yaşayabileceği ve kimsenin ona karşı çıkamayacağına inanmasındandır. Leyla’nın da bir sürü seyredeni var. Evde müziğin sesini bile biraz fazla açtığınızda alt-üst komşunuz dinlerken şiddete maruz kalan bir kadının çığlıklarını duymamak mümkün değildir. Duymadığınızı iddia ediyorsanız ikiyüzlü, korkak ve aciz milyonlarca iki ayaklıdan birisiniz sadece. Şimdi bir kitaba konuk olmuşsunuz da varlığınız derli toplu cümlelerle teşhis edilmiş, aslında her yerdesiniz, bu kitabı tutan eller de sizin elleriniz.

…siz kötü olursunuz di mi? Siz karışmazsınız. Bana üzülürsünüz ama taraf tutmazsınız. Öyle de bir tutarsınız ki: Ben zulüm çekerken susuyorsanız, kocamın tarafındasınız. Siz, erkek tarafısınız. Amaaan, benim babam bile özbeöz babamken, kız tarafı değil erkek tarafıydı. 

Antabus iki ayrı sonla bitiyor. İlk son dilim dilim ediyor insanı, hayata kör değilseniz bildiğiniz onlarca hikayeden birinin olası sonunu okuyorsunuz Ayşe’nin uçan kırmızı balonuyla. Şiddete maruz kalmış kadınların ve çocukların neler yaşadığını illaki aynı şiddetin mağduru olarak anlamanız gerekmez; biraz vicdan, biraz sağduyu, biraz hakkaniyet ve insaniyet… Bu hikayelere şaşırmak yerine çözüm üretmeye sevk eder.

İlk sondan sonra Seray Şahiner beni mutsuz etti, zira yaşadığı kabusun içinde hayata tutunmak için yarattığı ironilere sığınan Leyla’yı iyice karikatürize bir karakter haline getirdi, mütemadiyen özlü sözler yumurtlayan bir heykele dönüştürdü. Heykeli öpme fikri bile nasıl hoşuna gittiyse dibini deldi de deldi! Benim okuduğum ilk, Seray Şahiner’in ise son kitabıymış Antabus. Gelin Başı ve Hanımların Dikkatine’yi de okuyarak sonuca varacağım. Belki sunuştan çok içeriğe odaklandığı, hikayelerin altının gitgide boşalmadığı bir yazınsal evreni vardır, Antabus’ta yanılmışımdır.

Etiketler:

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑