Anna Karenina

Anna Karenina, 2012 yapımı.

Şu filmde Keira Knightley olmasa gösterime girdikten 1 ay sonra seyretmezdim kesinlikle! Bir insan bu kadar mı sevimsiz, oynadığı her rolde bu kadar mı yakışıksız durur! Bazı sahnelerde çenesini izlemekten, ağzına verdiği garip şekillere takılmaktan filme odaklanamadım resmen. Kont Vronsky rolünde hayat bulmuş ilah kılıklı adamın bu kadına aşık olacağını düşünmek öyle zor ki… (Gerçek hayatta daha beterine olmuş, yazının sonunda unutturmayın lütfen, anlatacağım!)

15 yıl önce okudum ben Anna Karenina’yı. Zihnimde kalmış tortusu ile bugün izlediğim versiyonu arasında dağlar kadar fark var. Biliyordum enteresan bir film olduğunu ama yine de gözümü kapatmıştım filmle ilgili detaylı yazılara. O yüzden çok şaşırdım kağıt damgalama seansına önce. Sonra da çok sevdim. Tiyatroya değil de sinemaya meftun oluşumun nedenidir; değişen dekorlar, bana bakıp konuşan oyuncular görmemek. Bu filmde dekorlar değişti ama, sadece taşındığını görmedim o kadar. Bir stüdyo filmine göre çok şık bir iş kotarılmış. Hele sondaki Monet’e atıfta bulunulan sahne… Ne kadar yaratıcıydı!

Kesinlikle çok zevk aldım filmden enteresan bir şekilde uyarlanmasına rağmen. Aksayan yerleri var ama beni hiç rahatsız etmedi. Filmde beni rahatsız eden tek şey Keira Knightley’in varlığıydı. Bir kadın olarak beğenmemenin ötesinde (çirkinlikten bahsetmiyorum, Tilda Swinton’a hayranım!), bir insan olarak da sanki Never Let Me Go‘da canlandırdığı Ruth’un birebir kopyasıymış gibi hissettiriyor bana. Ayrıca… Ben ben bilmem kaçıncı deliğiyim o müzik aletinin ama berbat bir oyuncu Keira Knightley. Ağzı, çenesi… Kendisi de farkında bunun ve inanılmaz abartılı bir şekilde kullanıyor, izlerken rahatsız oluyorum kelimenin tam anlamıyla. Jude Law’u da sevmezdim ama bu filmde onu beğenecek kadar yer işgal etti kadın aklımda.

Asıl bomba Kont Vronsky… Sarı dağınık saçları, pırıl pırıl bir koydaki denizin rengi gözleri, ince narin uzun bedeni, kiraz gibi dudakları, sevimli bıyığıyla film boyunca salondaki bütün teyze popülasyonunu ve beni esir aldı. Adamın olduğu sahnelerde çıt çıkmadı salonda. Kimdir merak ettim; imdb‘deki fotoğraflarında yanında sarışın, çirkince bir kadın gördüm hep. “Herhalde annesi, kene gibi yapışmış, oğlumu Hollywood’a yedirmem diyor muhtemelen” diye düşünürken onun eşi olduğunu okudum! Yaş farkı filan değil uyumsuzluğa sebep olan. Şu…

Adamımız bu.
Bu da eşiyle. Annesi sanmakta haksız mıyım? 2 tane de çocukları varmış. Aaron Taylor-Johnson 13 Haziran doğumlu imiş. Yakındır yani “n’apıyorum ben burada?” diyeceği günler.
Film mi? 8/10.

Prenses Betsy Tverskoy rolünde dudakları ters çizilmiş Ruth Wilson’ı görmek de pek’oştu doğrusu. Luther’dan sonra özlüyordum psikopat Alice Morgan’ı. Aaa… Siz Luther adlı mini diziyi hala izlemediniz mi yoksa?!

Etiketler:,
Latest Comments
  1. Leylak Dalı |
  2. Bir Kadın |
  3. Bir Kadın |
  4. Leylak Dalı |
  5. Bir Kadın |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2016 Başa Dön ↑