Acemi Kampçının Günlüğü-1

kamp-malzemeleri-kadinlarÇocukken “yavru kurt” oldunuz mu siz hiç? Ben oldum ve hayatımda ilk defa o zaman kamp yaptım. Mersin’deydi, onlarca çocuktuk ve çadırlarda kalmıştık. Korktuğumu, bir de çok hoşlanmadığımı anımsıyorum. Çünkü ortam pek temiz değildi ve ben çocukken bile pimpirikliydim! Sonra aradan yıllar geçti ve tekrar kamp yapma fırsatım olmadı. Ta ki çıktığımız bu uzun yolculuğa kadar…

İlk defa böyle uzun bir yol deneyimi edinen ve ilk defa uzun süreli kamp yapan bir kadın olarak tecrübe ettiklerimi, taşıdıklarımı/taşımamam gerekenleri, bir kamp deneyimini daha kolay ve eğlenceli hale getirecek şeyleri paylaşmak istedim. Özellikle kamp yapmak konusunda tereddütleri olan kadınlar için aydınlatıcı olur umarım. Zira yolculuk öncesi, ben de birkaç kişiye danışmıştım.

Bu yazıları yazan, Avrupa’da aralıksız 12 gün, Amerika’da aralıksız 18 gün kamp yapmış ve takribi 50 gündür devam eden yolculuğun 40 gününü kamp yaparak geçirmiş; kampta sadece uyumamış, aynı zamanda kahvaltı etmiş ve düzenli olarak akşam yemeği pişirmiş bir kadındır. Yetişkin hayatının ilk kamp tecrübesidir. Yazının devamını bu bilgiler ışığında okuyabilirsiniz. 🙂

Kamp yazılarını çeşitli başlıklarla paylaşacağım. İlki, instagram paylaşımı tadında bir taşıdıklarım yazısı oldu.

Çantamda neler var?

kamp-malzemeleri-kiyafet

Giysi ve ayakkabı:

4 tişört
2 uzun kollu bluz
3 askılı/kolsuz bluz
1 penye elbise
1 polar
1 rüzgarlık
1 termal içlik
1 termal tayt
1 polarlı rüzgarlık
2 outdoor pantolon
2 tayt
1 viskon pijama altı
1 jean, 1 viskon şort
1 havlu
3 buff
3 dizaltı çorap
2 soket çorap
1 patik çorap
İç çamaşırı (alt ve üst)
1 trekking ayakkabısı
1 trekking sandalet
1 mantar tabanlı terlik
1 parmak arası terlik

Taşıdıklarım konusuna giysi ve ayakkabı ile başlıyorum. Kadın olmanın eşyalar açısından en avantajlı tarafı kıyafetlerin çok daha az yer kaplaması. Benim 4 tişört sığdırdığım yere eşim 1 tişört, 1 çorap ancak koyabiliyor. O nedenle daha fazla sayıda giysi alabildim yanıma. 4 tişört şart mı? Değil elbette ama seyahate çıkalı 2,5 ay oldu ve Avrupa da, Amerika da Türkiye’den daha pahalıydı. Yedekli almayıp buralardan satın alsam aynı kalitede giysileri, en az 2 katını ödemek zorunda kalırdım; o nedenle tercihimden memnunum, yanıma aldıklarım adet olarak gayet yeterli.

Böyle bir seyahatte motosiklet sürseniz de, sürmeseniz de uzun kollu penye/sentetik karışımı üstler şart. Motosiklet montunun büyük bir kısmının polyester olması özellikle sıcak havalarda kısa kollu ile giyilmesini imkansız kılıyor. Ya koluma yapışıyor, ya da mola verdiğimizde çıkarırken canımı yakıyor. Uzun kollu ile böyle bir derdim yok. Ayrıca çok sıcak olmayan ama güneşli yerlerde de kullanabilirsiniz. Tişörtle gezmek her ne kadar ferahlatıcı gelse de kulağa, günün sonunda lüzumsuz yanıklarınız olacak ve bütün bir gezi boyunca onları taşıyacaksınız demektir. Aynı nedenle buff da hiç çıkmıyor boynumdan, ensemde yuvarlak bir yanık izi istemiyorum çünkü. Ayrıca buff gece yastık kılıfı haline de geliyor. 🙂

Viskon altlar hem pijama olarak çok başarılı, hem de kamp alanı çok sıcak değilse rahat hareket edebilmek için ideal. Uyku tulumu ve matlar için ne kadar az kıyafetle yatarsanız o kadar iyi sonuç alınıyor dense de, pratikte pek uygulanabilir değil bu. Evet, ısınıyorsunuz ama bu sefer de terleyip çıplak tenle mat ve uyku tulumuna yapışıyorsunuz. Terleyince daha da çok üşüyorsunuz. Kolsuz penye bluz ve bol, viskon pantolonları uyurken giymek çok daha rahat bir gece geçirmenizi sağlıyor.

İnce bir rüzgarlık, mümkünse kapüşonlu, hem serin günler/akşamlar için şart; hem de güneşte yanmamak için kullanılabilir. Onun polarlı versiyonu ise hayat kurtarıyor. Hem motosiklet montunun içine giymek için, hem de 20 derecenin altındaki havalar için kullanabilirsiniz. Rüzgarı kesiyor olması şart, yoksa ısıtsa bile o sıcaklığı muhafaza edemiyor ne yazık ki. Poları ise kamp yerlerinde sıklıkla 10 derecenin altına düşen havalarda ve uyurken giydim şimdiye kadar. Gündüz hiç ihtiyacım olmadı henüz. Seyahate çıktığımızdan beri geçtiğimiz her coğrafyada yaz yaşadığımız düşünülürse polar üst olmadan çanta hazırlamanın çok mantıklı olmadığı sonucuna ulaşabilirsiniz.

Outdoor pantolonları kırışmadığı ve az yer kapladığı için aldım ama yerine viskon olanları tercih ederim. Tamamen kişisel bir tercih zira outdoor pantolon kesimlerini oldukça şekilsiz ve kaba buluyorum. Hele de standart Türk kadını boyunda iseniz ve o pantolonları trekking botlarla giyiyorsanız… Siz de benim gibi estetik ve hijyenik kaygılardan azade yaşamıyorsanız; yolculuk, kamp vb durumlar da bunu değiştirmeyecektir. Yanımda taşıdığım iki pantolonu da uzun arayışlar sonucunda buldum. Çok cepli, hantal şeyler değiller. O nedenle memnunum. Tayt ise hayat kurtarıcı, hele de biraz kalın dokulu ise. Her hava koşulunda giyebilir, her türlü yürüyüşte kullanabilirsiniz. Çok az yer kaplaması da cabası.

Termal içlik ve tayta, bunca soğuğa rağmen henüz ihtiyaç duymadım. Ushuaia’ya kadar lazım olmayacak belki ama varlıkları içimi ısıtıyor. 🙂

Jean şort, şehirde gezmek için güzel; viskon olanı ise sıcak havalarda pijama olarak pek güzel. (Tekme atan insan görünümlü yaratıklar da yok hem ortalıkta!) Elbise iyi fikir değil, zira yeterince sıcak değilse giyemiyorsunuz zaten, sıcakta da benim gibi hassas bir teniniz varsa pişik gibi acılı ama komik bir şey geliyor başınıza. Az yer kaplamasına rağmen bir süre sonra pes edip yolda bir yerlerde bırakacağım elbisemi.

Kampçılar için tasarlanmış havlular yolda taşımak için en ideal olanı. Suyu biraz geç emiyor evet ama çok hızlı kuruyor ve çok az yer kaplıyor.

Çoraba gelince… Dizaltı çoraplar motosiklet botları için şart! Yoksa botun iç dikişleri çıplak bacağınıza sürtünerek yara yapabilir yahut sıcaktan bacağınıza yapışıp çok rahatsız edebilir. Soketler yürüyeceğiniz zaman için ideal. Kısacık olan ise nadiren de olsa tayt altı spor ayakkabıda işe yarayabiliyor. Benim tercihim pamuklulardan yana. Eşimde sentetik var, hızlı kurur diye aldı, aynı sürede kuruyorlar.

İç çamaşırları… Üst için sporcu büstiyerlerini tercih edebilirsiniz. Hem az yer kaplıyor, hem konforlu. Alt için de penye ya da sentetik yine aynı kapıya çıkıyor ve eş sürede kuruyor. Tamamen kişisel tercihinize kalmış. İster her gün elde yıkayın kalıp sabunla, ister haftada bir çamaşırhaneye gidin; çok fazla sayıda almanıza gerek yok. Boşuna yük etmeyin kendinize.

Kıyafetlerle ilgili en önemli şeylerden biri… Hepsini koyu renkli almaya bakın. Çamaşırhanede, kısıtlı vakit ve nakitle yıkamaya kalktığınızda o açık renk çorap fazlaca gözünüze batar yoksa. (Avrupa’da çamaşırhaneler pahalı idi, yıkama/kurutma 20 lira civarında tutuyordu. Genelde elde yıkıyorduk o nedenle ama Amerika’da gayet ucuz, en azından bizim rotamızda ve California’ya girmeden önce. Önceleri 5 lira tutan yıkama/kurutma, California’da 15-20 lira aralığına mal olmaya başladı.) Ayrıca daha önce giymediğiniz, yıkamadığınız, birkaç gün sağlamlığını/dikişlerini vs test etmediğiniz hiçbir kıyafeti yolculuğa götürmeyin, genelde yolda bırakıyor çünkü. Çok sevdiğiniz ve eskimesini istemediğiniz kıyafetleri de evde bırakabilirsiniz, zira endüstriyel makineler canına okuyor hepsinin.

Ayakkabılara gelince… Günün ciddi bir kısmını Falco motosiklet botlarıyla geçiriyorum. Geri kalanında parmak arası, “kaliteli” bir terlik hayat kurtarıcı oluyor. Bilerek kaliteli dedim, yoksa kısa sürede kopar ve sizi yarı yolda bırakır. Bilekli trekking botlarından ben hiç hoşlanmıyorum, o nedenle spor ayakkabı gibi görünen bir trekking ayakkabım var, çok memnunum. Tavsiye isteyen olursa markasını paylaşabilirim. Yine sıcak havalarda, bulduğum ilk artezyen çeşmesinin altına ayakkabılarımla girmemi sağlayan bir trekking sandaletim var, ondan da çok memnunum. Gezgin terliği de denen, mantar tabanlı ve pahalı bir terlik var ya hani… İşte ondan bende de var ve şimdiye kadar hiçbir işe yaramadı. Piyasa fiyatının yarısına almış olmama rağmen bırakmaya elim gitmiyor, belki yolda bir yerlerde satarım. Terlikle yürümek anlamsız, San Francisco’da bir günde 12 km yürümüşüz, ayaklarımı seviyorum, o nedenle terlikle yürüyebilenlere çok şaşırıyorum. Sandaletler ve spor ayakkabılar çok daha rahat, üstelik garip güneş yanıklarına da sebep olmuyor. Bütün bu ayakkabı ve terlikleri 3 adet kılıfın içinde muhafaza ediyorum. Hem çanta kirlenmiyor, hem de daha derli toplu duruyor.

Listedeki bütün kıyafetler çantası ile beraber tartıldığında 8 kg ediyor, yani 1 kabin içi bagajı ile dünyayı 1 yıl gezecek kılık kıyafeti yanınızda rahatça taşıyabilirsiniz. 🙂

Bir sonraki yazım seyahat ederken, kamp yaparken yanımda taşıdığım kozmetikler, ilaçlar ve kişisel bakım malzemeleri üzerine olacak. Yazıları düzenli olarak takip etmek isterseniz bloguma mail yoluyla kaydolabilirsiniz.

Yazının devamı için: Acemi Kampçının Günlüğü / Bölüm 2

Latest Comments
  1. ozge |
    • Selin Seçen |
  2. Akın SAĞIRKAYA |
    • Selin Seçen |

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  Sitede yayınlanan tüm yazılar özgündür. @2009-2017 Başa Dön ↑